Archive for the ‘DİYET’ Category
Dünya Gündemindeki Diyet-Hz. İsa Diyeti
->
Hristiyanlık Diyeti (!)
Amerika’da başlayan ve diyeti Hristiyanlık öğretilerine dayandıran ruhani diyet akımı yavaş yavaş bütün dünyayı etkisi altına alıyor…
LONDRA – Yeni bir diyet akımına göre artık insanlar Hristiyanlık inancına göre kilo veriyor. Diyet yapanlar içlerindeki ruhsal boşluğu yağ oranı doymuş yiyeceklerden daha güçlü şeylerle dolduruyor. İnanç esasına dayalı bu diyetlerde Hristiyanlığın öğretilerini canınız çikolata, peynir ya da cips çektiğinde uyguluyorsunuz.
Amerika’da çok sık uygulanan bu diyetler dahilinde diyeti yapacak olanlar kilo vermeden önce derinlemesine bir şekilde neden fazla yediklerinin sebeplerini bulmaya çalışıyor. 1980′lerde Amerika’da başlayan bu akım yavaş yavaş bütün dünyaya yayılıyor. Bu akım sayesinde “Hz. İsa Olsa Ne Yerdi?” gibi ruhani diyet kitaplarının da satışlarını artırmış.
Akımın en bilinen örneği ise Tennesssee’de aşırı tutucu Hristiyan ve beslenme uzmanı Gwen Shamblin tarafından başlatılmış. Amigo gibi destek vererek, Tanrı’nın hoşnutsuzluğunu ile desteklenen programda Shamblin binlerce Amerikalının kilo vermesini ve Tanrı’ya şükretmesini sağlamış. Amerika’da bu şekilde çalışan 30 bin kadar grup bulunuyor.
Ntvmsnbc
Kilo Vermenin Yollarını Uzmanlardan Dinleyin-İşte 7 Yolu
->
Kilo vermek birçok kişi için zordur. Çoğu zaman günlerce aç kalmanın kilo vermeye yardımcı olduğu düşünülse de tartının üzerine çıkıp değişiklik görememek oldukça sinir bozucudur.
1-İnsülin hassasiyetini onarmak
Normal yaşlanma insülin reseptörlerinin üzerindeki hücre zarlarının gençliklerini ve fonksiyonlarını kaybetmesiyle oluşur. İnsülin direncinin saptanmasında kullanılan birçok laboratuar yöntemi vardır. Hiperinsülemi; kan insülin düzeyinin yükselmesidir. Bu da kalp ve damar hastalıkları riskini arttırmaktadır. Magnezyum, balıkyağı, krom ve kokoa polyphenols gibi içeriği olan bazı besinler insülin hassasiyetini onarmaktadır.
Düşük maliyetli bazı ilaçlarla insülin duyarlılığını gözle görülür bir şekilde arttırmak mümkündür. İnsülin duyarlılığını artırmak ve vücut ağırlığını düşürmek isteyenler için bu ilaçların dozaj aralığı günde 3 kez 250 mg ile günde 3 kez 850 mg yemeklerle olmak üzere değişebilir. İnsülin duyarlılığını artıran en önemli yol düşük kalori alımıdır. Günlük kalori kısıtlaması 1500- 1800 kalorinin altında alımdır.
2- Genç hormon seviyesinin onarılması
Son dönemde abdominal obezlik çeken erkeklerin yüzdeliği artmıştır. Yaşlı erkeklerde özellikle aşırı östrojen salındığında testesteron salınımı azalır. Bu da bel bölgesinin kalınlaşmasını sağlar. Bel çevresinin etrafındaki yağlardan kurtulmak zordur ama olanaksız değildir. Hem kadında hem erkekte yaşlanma başladıkça seviyesi düşen bir hormondur. Testesteron fazlalığı yaşlı erkeklerde prostat kanserine neden olur. Kanseri tamamen vücuttan çıkarmak ya da kanser hücrelerini öldürmek, erkeklik hormonlarının kanser hücrelerini beslemesini engellemek ile mümkün olabilir. Kadın yüzdesinin bir kısmı düşük uygun tiroit bezi değerlerine sahiptirler. Böylece onların kilo alımı predispozandır. Tiroid hormonunun ihtiyaçlarını sağlıklı metabolizma oranı kapsar. Tiroit hormonu eksikliği olan kişilerde vücut kompozisyonunu korumak ve iyileştirmek için tiroit ilaçlarının kullanılması öngörülmektedir. Aşırı östrojen kadında kilo alımına neden olur. Yaşlı kadınlarda hormon değerlerinin düzeltilmesi için uzmanlaşmış ekspertize ile birlikte sağlık pratisyeni bioidentical hormon yenileme terapisi gerekmektedir. Neredeyse her doktor doğru testesteron dozlarını tanımladığı için erkekler daha şanslıdır.
3- Karbonhidrat emiliminin kontrol edilmesi
Bazı çalışmalar yüksek lifli diyetin kilo kaybına neden olduğunu göstermektedir. Genç ergenlerde, kalp hastalıklarının gelişmesini inceleyen Koroner Arter Risk Gelişmesi Çalışmasında, yüksek lif alımının kalp hastalıkları riskini azalttığı, bel-kalça oranlarında ve kilo kaybında yardımcı olduğu ortaya çıkmıştır. Tüm lifler eşit yaratılmamıştır. Beta-glukanlar, yulaf ve arpadan çıkarılmadır. Özellikle karbonhidrat emiliminin yavaşlatılmasında etkilidir. Kan şeker seviyesinin, doygunluk kontrolünün ve başarılı kilo yönetiminin ihtiyaç duyduğu şeydir. Çalışmalar göstermiştir ki besinler alındıktan hemen sonra kan şeker ve insülin seviyesinin yükselmesinde besinlerin içindeki beta-glukan fiberler etkilidir. Çözünür liflerden zengin besinler serumdaki yağ seviyesini düşürürken beta glukanlar kan şekeri metabolizmasının gelişimine katkıda bulunur.
4- Fiziksel aktiviteyi arttırmak
Birçok insan egzersiz yapmanın, depolanmış vücut yağ kalorisini daha fazla kullandığını düşünmektedir. Gerçek şu ki; egzersiz yapmak daha iyi kilo kontrolüne katkısı olan hücresel seviyede yararlı değişikliklere neden olmaktadır. Fiziksel aktivitedeki artış, vücuttaki insülin hassasiyetini ve bazı anti-diyabetik ilaçların etkisini taklit ederek vücut yağ kontrolünü sağlar.
5- Beyindeki serotinin salınımını arttırmak
Serotinin miktarının eksikliği, vücuttaki yağ miktarının artışına neden olur. Beyindeki serotinin miktarının eksikliği fazla yemekle ilişkilendirilmiştir. Obez bireylerde kandaki triptofan seviyeleri düşüktür. Düşük kan triptofan seviyesi olan obez insanların beyinlerindeki seroitinin eksikliğinin, çok fazla yeme örneklerine bağlantılı olduğu görülmektedir. Bazı çalışmalarda kronik enflamasyon ve immün sistemin fazla çalışmasının şişmanlıkta kritik rol oynadığı gözlenmiştir. Triptofan, beyinde serotinin üretimine ihtiyaç duyar. Gerçek şu ki; çalışmalar kilo düşüşü veya günlük alımdan bağımsız olarak obez hastaların düşük kalori ve azalan triptofan seviyeleri olduğunu göstermektedir. Yemeklerden 1 saat önce obez hastalarda 1000, 2000 ve 3000mg L-triptofan verildiğinde gözle görülür oranda kalori tüketiminin azaldığı gözlemlenmiştir. Triptofan alan obez hastalarda daha fazla kilo kaybının olduğu gözlemlenmiştir. Günlük Triptofan standart alımı 2-3 saatte bir yemeklerden önce 500 mg dozlar halinde olmalıdır.
6- Dinlenmedeki enerji harcama oranının onarılması
Düşük kalorili diyet, lif tüketimi, taze hormon dengesinin onarımı ve aşırı egzersiz yapılmasına rağmen bugüne kadar yaşlı insanların vücut yağ depolarında gözle görülür bir değişiklik sağlamak zordur. Uzun dönem kilo kaybının anahtarı, depolanmış vücut yağının yakılmasıdır. Nar çekirdeği yağı ve fucoxanthin alan yaşlı kişilerin sağlıklı vücut ağırlıklarına kavuşma konusunda sonuç aldıkları görülmüştür.
7- Sağlıklı ve uzun yaşam için yemek
Bilindiği üzere; yemek yeme kilo almaya neden olurken, uygun beslenme ile de daha sağlıklı bir yaşam, kilo kaybı ve hastalıklara karşı korunma sağlanılabilir. Yapılan bir araştırmada, yüksek ısıda pişen (250 C ve üzeri) yemeklerin tehlikeli olduğu ortaya çıkarılmıştır. Fazla pişmiş yemekler düşük ısıda pişen yemeklere göre vücut proteinlerine zarar verirler. Düşük ısıda pişen yemekler ise kilo kaybına yardımcı olurlar. Yemeklerinizin hazırlanma şekilleri vücut yağlarının azaltılmasında yardımcı olurken, yaşa bağlı hastalıklara karşı da vücudu korur. Aşırı kalori alımı dejeneratif hastalıkların başlangıç aşamasını ve yaşlanma sürecini hızlandırır. Ne olursa olsun yaşam şeklini değiştirmek için asla geç kalmış sayılmazsınız.
Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Esra Aran / hürriyet
Sağlıklı Göbek Eriten Diyet
->
Göbek ve bel çevresinde biriken yağlar çoğu zaman metabolik bir soruna işaret eder. Bu kişilerin çoğunda insülin direnci sorunu vardır.
Az bir kısmında ise tiroid hormonlarının yetersizliği ya da böbrek üstü hormonlarının fazlalığı (Hipotiroidi veya Kuşing hastalığı) vardır. Çok daha seyrek olarak testosteron seviyesinin azalmasıyla birlikte antropoz dönemine girmiş erkeklerde de bel çevresi genişlemesi ortaya çıkabiliyor.
Özellikle son yıllarda göbeklenme ile karakterli kilo almaya erkekler kadar kadınlarda da rastlanıyor. Bunun başlıca nedeni glisemik yükü fazla yiyeceklerin eskisinden daha çok tüketilmesi. Ayrıca alkol kullanımın yaygınlaşması ve hareketsizlik de önemli faktörler.
Şekerli yiyecekler ve aşırı beyaz ekmek tüketimi arttıkça da göbek çevresi genişler. Şekerli meşrubatların (1 kutu kolalı içecekte 8-10 kesme şekere eşdeğer şeker olabiliyor) eskiye göre çok daha fazla içilmesi de ciddi bir faktördür. Cips, gofret ve benzeri atıştırmalar, ayaküstü yenen yiyeceklerin çoğu, özellikle fast food menüler sorunu patlama noktasına taşımıştır. Yiyecek listesinde beyaz pirinç, börek, çörek, kurabiye, patlamış mısır ve patates kızartmasının oranı arttıkça göbek bağlayan insanların sayısı da artacaktır.
NE YAPMALI?
Göbek çevresinde biriken yağları eritmenin yolu öncelikle sorunun arkasında yatan insülin direnci, hipotirodi, Kuşing hastalığı gibi sağlık problemlerini çözmekten geçiyor. Ayrıca beslenme yanlışlarından vazgeçmek de şart. Eğer göbeklenme sorununa veda etmek istiyorsanız bol bol sebze yemeye, tam tahıllar ve bakliyatlardan daha çok yararlanmaya, yağsız kırmızı et, beyaz et, yağsız süt ve süt ürünleri ağırlıklı bir beslenme planı oluşturmaya çalışın. Pasta, kek, kurabiye ve benzeri hamur işlerinden, yağlı ve unlu ürünlerden (börek, poğaça, açma), hazır paketlenmiş atıştırmalıklardan (grisini, cips, gofret), çok tatlı meyvelerden ve konsantre meyve sularından, meşrubatlardan, krema, mayonez, kaymak ve benzeri yağlı yiyeceklerden, alkolden kesinlikle uzak durun. Hayatınıza yeniden hareket katmayı, her gün ortalama 8-10 bin adım atmayı unutmayın…
Beslenme konusu abartılıyor mu?
Son günlerde neredeyse televizyonların bütün kanallarında tam bir bilgi karmaşası yaşanıyor. Konu beslenme-bağışıklık sistemi ilişkisi. Doğru beslenmenin bağışıklık sistemini güçlendirmede temel oyunculardan biri olduğu doğru. Bu doğru da öncelikle kötü beslendiğiniz, daha doğrusu yeteri kadar besin temin edemediğiniz durumlar için geçerli. Yani özellikle şu veya bu besini yiyip içerek bağışıklık sistemini 3-5 günde güçlendirivermek sanıldığı kadar kolay bir şey değil.
Narın, domatesin, kefirin, yoğurdun, portakalın ya da kırmızı etin bağışıklık sistemine faydalı olabileceği doğru bir düşüncedir ama herhangi bir besinin bu sistemin şu veya bu oyuncusunu doğrudan etkilediğini gösteren ciddi bir araştırma yoktur. Yapılması gereken sebzeyi, meyveyi, tahılı, bakliyatı ve hayvansal kaynaklı yiyecekleri içecekleri (et, balık, tavuk, yumurta, süt ve süt ürünleri) dengeli bir şekilde tüketmekten ibarettir.
DYT. GÜNEŞ AKSÜS
Bizi ne şişiriyor
Kliniğimizde geçen hafta yaptığımız haftalık değerlendirme toplantısında diyet uzmanlarımızdan birinin hazırladığı küçük bir not dikkatimi çekti. O not kilo programına devam eden hastalardan birinin verdiği bilgilerin özetiydi. Bilgi notunda yukarıdaki soruya şu yanıtlar verilmiş: Meşrubatlar, dondurma, çikolata, unlu tatlılar, alkol, pizza, fast food besinler, gofret ve bisküviler, cipsler, kuruyemişler. Haksız değil!
Kanser vitamin ilişkisi
Herhangi bir organ ya da doku kanserine yakalananların aklına takılan sorulardan biri de herhangi bir vitamin desteğinden faydalanmalarının gerekip gerekmediği, böyle bir destek alacaklarsa nasıl bir yol izlemelerinin lazım geldiğidir.
Bu konuda yazılıp çizilen pek çok şey olsa da üzerinde fikir birliğine varılmış ortak noktalar pek azdır. Hatta bilgisiz ve dikkatsiz davranıldığında vitamin-mineral desteği alacağım derken sorunu içinden çıkılmaz bir hale getirmek bile mümkündür. Özellikle internet ve basındaki bilgilerle bu süreci yönetmek ise son derece sakıncalıdır. Böyle bir durum ile karşılaşanların yapmaları gerekenin “kendilerini izleyen hekimle konuşmak ve onun vereceği yol haritasını uygulamak olmalı” diye düşünüyorum.
DYT. NİLÜFER BAYRAM
Reflüde ameliyat
Kuvvetli asit baskılayıcı ilaçlarla tedavi öncesinde ciddi reflü vakaları için ameliyatlar sıkça kullanılırdı. Ancak etkin tedaviler sonrası cerrahinin rolü değişmiştir. Anti reflü cerrahi hiatus hernisi (mide fıtığı) olanlarda ve alt özofagus sfinkterini kuvvetlendirmede kullanılmaktadır. En sık kullanılan cerrahi yöntem Nissen fundoplikasyonudur.
Cerrahinin sonuçları iyi olsa da yutmada güçlük, gaz ve şişkinlik hissi, sinir yaralanmasına bağlı ishal gibi bazı komplikasyonlar oluşabilir. Bu nedenle hasta seçimi çok önemlidir. ılaçların iyi geldiği genç hastalarda ameliyat kararını hasta, gastroenterolog ve cerrah birlikte almalıdır. Ameliyat öncesi gerekli özel testler mutlaka yapılmalıdır.
PROF. DR. EROL AVŞAR
Menopoz yakın mı: Nasıl anlaşılır?
Adetten kesilmeden önce östrojen hormonundaki iniş-çıkışlara bağlı olarak adet düzensizliklerinin yaşandığı bir dönem vardır. Bu dönem her kadında değişken olmakla beraber 40’lı yaşlarda başlar, yıllarca sürebilir. Yumurtlama zamanının değişken olması, bazen de yumurtlama olmadan geçen periodlar nedeniyle adetler bazen sık, bazen seyrek, bazen kısa bazen uzun veya fazla, bazen de az olabilir.
Menopoz öncesi dönemde uyku bozuklukları ve değişik şiddetlerde, aralıklı sıcak basmaları yaşanabilir. Depresyon veya sinirlilik dönemleri görülebilir, cinsel isteksizlik başlayabilir. Östrojen seviyeleri düşmeye devam ettikçe vajinal kuruluk, idrar ve genital yol iltihaplarına eğilim artar, hatta kemik yoğunluğunda azalma ve kötü kolesterol yükselmesi başlayabilir. Âdetin 3. gününde yapılan hormon testleri, tiroid fonksiyon testleri ve gerekirse yumurtalık rezervini gösteren testler teşhise yardımcı olur.
Bu dönemde bütün testler ve muayeneler, gerekirse biopsiler yapıldıktan sonra, adetleri düzenlemek için progesteron tedavisi yararlı olabilir, Doğum kontrol hapları da hem adeti düzenler, hem sıcak basması ve vajinal kurulukta yardımcı olurlar. ılaç tedavisinden fayda görmeyen aşırı kanamalarda Progesteron içeren spirallerden yarar görülebilir veya rahim içerisinin kürtajla temizlenmesi, histeroskopi ile rahim iç tabakasının pişirilerek veya soyularak ortadan kaldırılması gerekebilir.
DR. ERHAN CANKAT
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu / hürriyet
Kilo Sorunu-İdeal Kilo mu Sağlıklı Kilo mu
Özellikle yaşınız 30’u geçmişse “ille de ideal kiloda olmalıyım” diye bir takıntınız olmasın.
30’lu yaşlar sonrasında sağlıklı bir kilo aralığında kalmayı hedeflemeniz yeterlidir. Bunun nedeni ideal kiloyu sürdürmenin gittikçe zorlaşması, araya çok sayıda kilo sabotajcısının girmesidir.
30’lu yaşlar sonrasında doğumlar, emzirme dönemleri, iş kurma telaşları, kısacası iş, ev, evlilik, çoluk çocuk telaşları, kişisel bakımınızla ilgili konularda dikkatinizi bir hayli dağıtıyor. Bütün bu süreçler yeme yanlışlarını daha sık yapmaya, aktiviteyi azaltmaya sebep oluyor. Özellikle 40’lı yaşlar sonrasında egzersiz alışkanlıkları bile bir kenarda bırakılıyor, evdeki egzersiz bisikletleri, yürüme bantları artık elbise askısı olarak kullanılmaya başlanıyor. Alkol daha sık kullanılıyor. Duygusal yeme nöbetleri sıklaşıyor.
Sorun sadece sizin seçimlerinizle de sınırlı değil. Başka sabotajcılar da var. Mesela 30’lu yaşlar sonrasında metabolizmanız da giderek yavaşlıyor. Ayrıca hipotiroidi ve hipoglisemi gibi kilo kontrolünü zorlaştıran sorunlarla karşılaşma olasılığınız artıyor. Aile mirasınızda yazılı genetik yanlışlar birer birer kapınızı çalmaya başlıyor.
Kullandığınız antidepresanların, hipertansiyon ilaçlarının ve diğerlerinin yarattığı sorunlar da işin cabası…
Özetle yaşınız 30’u geçince “ideal kilomda olmalı ve hep aynı kiloda kalmalıyım” inadından vazgeçip sağlıklı bir kilo aralığında kalmaya çalışın. Her yaşın kendine has bir kilosu olduğunu kabul edin. Sağlıklı bir kilo aralığında kalmak ve aktif bir hayatı sürdürmek, ideal kiloyu korumaktan çok daha kolay başarılabilen ve son derece etkili bir davranış biçimidir.
Sağlıklı kilo ne anlama geliyor
Sağlıklı kilo, yaşamınızı sağlıklı biçimde sürdürebilmeniz için olmanız gereken kilo aralığını ifade eder. Beden kitle indeksi esas alındığında, sağlıklı kilo aralığı (bana göre) beden kitle indeksinin 23-26 arasında bulunduğu değerlerdir.
Olanaklarınız ölçüsünde bu değerleri 24-25 civarında tutmaya çalışın. 27’ye yaklaşan rakamları alarm işaretleri olarak kabul edin. Beden kitle indeksini 23’ün altında tutmaya çalışmanın çok kolay başarılacak bir iş olmadığını da unutmayın. Beden kitle indeksinin nasıl hesaplanacağını biliyor olmalısınız. Biz yine de bir kez daha hatırlatalım: Beden kitle indeksi vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanır.
Tatlı krizleri kadınlarda daha sık görülüyor
Aşırı tatlı yeme ve bu durumu krizler/nöbetler halinde yaşama, kilo yönetimini zorlaştırır. Bu sorunla özellikle kadınlarda daha sık karşılaşılır. Arkasında ise ya gizli bir hipoglisemi ya da duygusal yeme sorunu yatar.
Tatlılar ya da karbonhidratlı gıdalara yönelme eğilimi (pizza, makarna, pilav…) özellikle reaktif hipoglisemili kişilerde sık görülür. Bu kişiler tatlı krizlerinden kısa süre sonra ya yeniden acıkır ya da masa başı veya televizyon karşısında uyuklar.
Aşırı tatlı tüketme isteğinin diğer bir nedeni de duygusal açlığı giderme çabasıdır. Özetle tatlı krizleri genellikle hipoglisemi ya da duygusal yeme sorunu ile ilişkilendirilen bir problemdir.
Her safra taşı ameliyat edilmeli
Safra kesesi taşı olan hastaların çoğunda bulgu yoktur ve bu taşlar genellikle “sessiz” kalırlar. Sessiz taşlar için tedaviye gerek yoktur. Ancak eğer hastada taşa bağlı kıvrandırıcı ağrı, safra kesesi veya safra yolu iltihaplanması, sarılık ve pankreatit (pankreas iltihaplanması) gibi klinik durumlar görülürse tedavi planlanmalıdır.
Safra kesesi önemli ancak yaşam için gerekli bir organ değildir. Bu nedenle şikayet yaratan safra kesesi taşlarında standart tedavi cerrahidir. Safra kesesinin çıkarılması tüm dünyada çok sık uygulanan bir cerrahi yöntemdir. Kesenin cerrahi olarak çıkarılmasının sindirim üzerine önemli bir olumsuz etkisi yoktur. Nadiren yumuşak dışkı, gaz ve şişkinlik görülebilir.
hürriyet
Hafif Ama Doyurucu İstiyorsanız Ceviz ya da Fındıklı Kırmızı Lahana Salatası
- Yarım kilo kırmızı lahana
- yarım demet taze soğan
- yarım su bardağı ceviz ya da yarım su bardağı fındık
- 2-3 yemek kaşığı zeytinyağı
- yarım limon
Yapılışı:
Kırmız pancarların kabuklarını soyun, her birini 4 parçaya bölerek haşlayın. Haşladığınız pancarları süzün ve biraz soğumasın bekleyin, soğuyan lahanaları dilimleyin ve servis tabağına alın.
Üzerine kıyılmış taze soğan ve zeytinyağı ile karıştırdığımız yarım limon suyunu ekleyin. Son olarak ta dövülmüş ceviz ve fındık ekleyerek servis edin.
Afiyet Olsun.
Diyet Yemekleri-Patlıcan Dilme
- 2 adet orta boy patlıcan (bostan patlıcanı olabilir)
- 3 adet orta boy domates
- 2 diş sarımsak (ince kıyılmış)
- 2 adet orta boy soğan
- Zeytinyağı
- Kaşar peyniri(her dilim için ince bir dilim)
- kekik, nane, kırmızı biber
- tuz
Yapılışı:
Patlıcanların saplarını biraz kısaltın ve güzelce yıkayıp kurulayın. 1’er cm aralıklarla boyuna dilimleyin ve hafifçe yağlanmış fırın tepsisine alın. Domates, soğan ve kaşar peynirini ince ince dilimleyin. Boyuna dilimlediğiniz patlıcanın aralarına hazırladığınız malzemeleri paylaştırın.
Sarımsakları ince ince kıyın, zeytinyağı, tuz, keki ve istediğiniz baharatları bir kapta karıştırın. Bu işlem bitince sosu yemeğinizin üzerinde gezdirin. Patlıcanların üzerini alüminyum folyo ile kapatarak 180 derece fırında yaklaşık 30 dk. (patlıcanlar yumuşayana kadar) pişirin.
Afiyet Olsun.
Diyet Yapanlar İçin Özel Çay Tarifi
(hepsinden 100 gr. )
- Mate
- Biberiye
- Funda
- Yeşilçay
- Kekik
- limon
Yapılışı:
Her sabah 1 litre taze kaynamış ve ocaktan alınmış suya yeşil çay dan 2 tatlı kaşığı, diğer bitkilerden 1 tatlı kaşığı atılır ve 1 ince dilim limon eklenir. 7-8 dakika demlenir ve süzgeçten geçirilerek şişeye alınır. Bu bir litre çayı aynı gün yemeklerden önce yani aç karnına tüketmek gerekiyor. Yani tek zahmeti her sabah 1 kez demlemek.
Afiyet Olsun.
Not: Çayı zamanında için
Diyet Kurabiyesi-Kepekli Kurabiye Tarifi
- Yarım su bardağı kuru üzüm
- 1,5 çay bardağı elma suyu
- 1 çay kaşığı vanilya aroması
- 3 su bardağı kepekli un
- 1 yumurta
- Yarım su bardağı pudra şekeri
- 1 paket kabartma tozu
- Üzeri için 1 yumurta sarısı
Yapılışı:
Yoğurma kabına un, kabartma tozu, pudra şekeri, vanilya aroması ve geri kalan mazlemelerin tümünü katarak kabına yapışmayan sıkı bir hamur elde edene kadar yoğurun.
Ceviz büyüklüğünde parçalar kopartarak yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine üçer cm arayla dizin. Tüm hamura aynı işlemi uyguladıktan sonra kurabiyelerin üzerine fırça yardımıyla yumurta sarısı sürün ve 170 derece fırında kızarana kadar (yaklaşık 30 dk.) pişirin.
Afiyet Olsun.
Diyet Yemekleri-Peynirle Süslenmiş Salata Tarifi
Peynir topları (süsü) için:
- 1 su bardağı beyazpeynir
- 2 yemek kaşığı dövülmüş ceviz
- 4-5 sap Maydanoz
- Nane
- Kırmızı pul biber
Salata için:
- 1 adet marul
- 2 adet orta boy salatalık
- 2 adet orta boy domates
- 2 adet kırmızı biber
- 1 adet havuç rendesi
- bir tutam maydanoz
- 1 su bardağı ceviz
- Zeytinyağı
- Tuz
- Yarım limon
Yapılışı:
Peynir Topları (Süsü) için: Maydanozları ince ince kıyın.Peynir, ceviz ve diğer iç malzemesini bir tabakta çatalla ezerek iyice karıştırın.Ceviz büyüklüğünde parçalar kopartarak elinizde yuvarlatın.
1. Tüm salata malzemeleri yıkayın, marul, maydanoz,domates, biber,salatalık ve soğanları ince ince doğrayarak, geniş bir karıştırma kâsesine alın.
2. Rendelenmiş havuçları ve 1 su bardağı cevizi ekleyerek iyice karıştırın.
3. Zeytinyağı limonu ayrı bir kâsede karıştırarak salataya ekleyin ve tüm malzemeyi servis tabağına alın.
4. Hazırladığınız peynir toplarını ekleyerek servis yapın.
Afiyet Olsun.
Bazı Gıdalara Karşı Besin Alerjisinin Kiloyla İlişkisi
Sorunun cevabını bekletmeden verelim: Besin alerjisi veya bazı gıdalara karşı toleranssızlık asla kilo aldırmaz.
Dolayısıyla bu gıdaların yenmemesi kilo kontrolüne bir gram bile fayda sağlamaz!
Bu nedenle “gıda intoleransı testleri”nin sonuçlarına göre kilo vermeyi düşünüyorsanız lütfen vazgeçin! Çünkü alerji uzmanları ve dâhiliyeciler gıda intoleransı testlerinin doğruluğuna bile inanmıyor.
“Kilo pazarı” herkesin iştahını kabartacak kadar büyük bir ekonomidir. Kimi ürettiği “yağ eritici mucize iksirler”, kimi şu veya bu bitkiden, ottan, çöpten, yapraktan, yosundan ürettiği “kilo verdiren kapsüller” ile bu alandan para kazanmak ister.
Bazıları hızını alamaz, “yağ kırıcı teknolojiler” geliştirerek yağ kaybını hızlandıran elektrik süpürgesi benzeri “vakumlu aletleri vücudunuzda gezdirerek” size yardımcı olmayı vaat eder.
Bu iyi niyetli yardımların amacı hep aynıdır: Kilo ekonomisinden pay alabilmek. Sonuç ise hiç değişmez: Hüsran!
YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNER
Kısacası bugüne kadar yapılan hiçbir bilimsel çalışmada bu mucize çözümlerin işe yaradığı gösterilememiş.
Son zamanlarda yine böyle bir mucize çözüm pazarlanıyor: Gıda intoleransı testi yaptır, bu testlerdeki gıdaları yiyip içme, 7-8 kilo ver!
Onlara göre “eğer vücudunuzun tolere etmediği bazı gıdaları belirler ve bu gıdaları yemezseniz hızla kilo verirsiniz. Kilo almanızın sebebi bu gıdaların yenilip içilmesidir.”
Bu doğru bir bilgi değildir. Bu testlerin sonucuna bakarak şu veya bu besini yememeniz halinde kilo vermeniz de mümkün olamaz.
Kilo vermenin yolu kilo almanıza sebep olan faktörleri doğru belirlemekten geçiyor.
Kilo almaya yol açan faktörlerin içinde belirli besinlere karşı alerji veya tolerans bozukluğunun bulunduğu hiçbir bilimsel çalışma da gösterilememiştir.
DOĞRUSU NE
Değerli okur, kilo sorununun kalıcı çözümü yukarıda da belirttiğimiz gibi kilo almaya sebep olan gerçek nedenin belirlenip ortadan kaldırılması ile mümkündür.
Kilo almanıza yol açan şey gereğinden fazla gıda tüketimi, hareketsizlik, bir sağlık sorunu ya da kullandığınız bir ilaç veya başka bir neden olabilir.
Bazen de genetik veya metabolik eğiliminiz bu sorunu hep gündemde tutar. Sorunu tetikleyen problemi yok etmeden ve yiyip içtiklerinizi değil, miktarlarını ve kalorilerini azaltıp bedensel aktivitenizi arttırmadan bu sorunu çözemezsiniz.
Eğer çözebileceğini iddia edenler varsa, önerecekleri çözümlerin sizi değil, cüzdanınızı incelteceğini aklınızdan hiç çıkarmayın.
Bu tür çözümlere bel bağlamayın. Çözümün “yediklerinizi azaltmak ve aktivitenizi arttırmaktan” geçtiğini sakın unutmayın.
Tamiflu ve Relenza domuz gribinden korunmak için kullanılmaz
Domuz gribi korkusu hepimizde var. Emin olun ben de ailem, çocuklarım ve henüz 2,5 yaşında olan küçük torunum için ciddi tereddütler taşıyorum.
Bu tereddütleri biraz da biz doktorlar ve Sağlık Bakanlığımız tetikledik gibi görünüyor. Yani gazetemizin attığı manşet gerçekten doğru: “Domuz gribi endişesi hastalığın kendinden daha hızlı yayılıyor”… Ama böyle olması da kötü değil. Biraz daha dikkatli olmak hastalığın yayılmasını önlemede etkili bir faktör olacak.
Bununla birlikte hastalıktan korunmak için bazı yanlışları yapmaktan da uzak durmak gerekiyor. Sık yapılan yanlışlardan biri bu hastalığın belirtilerini hafifleten ve daha kolay geçirilmesini sağlayan Tamiflu ve Relenza gibi antiviral ilaçları koruyucu amaçla kullanmak. Her iki ilacın da eğer erken dönemde (en geç ilk 48 saatte) tedaviye başlanırsa hastalığın iyileşmesine yardımcı oldukları kesin. Ama uzmanlar bu ilaçların koruyucu amaçla kullanılmalarına kesinlikle karşı çıkıyor. Çünkü yaygın ve kontrolsüz kullanımın bu ilaçlara karşı direnci arttıracağını düşünüyorlar.
Annelere bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Lütfen her iki ilacında koruyucu amaçla kullanılmayacağını unutmayın. Ciddi yan etkileri olabilen bu ilaçları doktorunuzla konuşmadan sakın çocuklarınıza vermeye kalkmayın.
Depresyon erken doğum riskini artırıyor
Gebelik sırasında depresyon, sanıldığından daha sık görülen bir durumdur. Yapılan bilimsel çalışmalarda ABD’li gebe kadınların yüzde 44’ünde depresyon belirtileri görülmüştür. Bunların yarısı, yani 10 kadının 25’inde ise ciddi yani majör depresyon bulguları vardır. Gebelik öncesi depresyon geçirenler, gebelikte bu duruma daha yakın olmaktadır ve bu gebelerin erken doğum yapması, yani 37 haftadan önce doğurma riski iki kat artmaktadır.
Depresyonun hangi mekanizma ile erken doğum riskini artırdığı ise tam olarak bilinmemektedir. Hamilelikte hangi depresyon ilacının daha güvenli olduğuna dair kesin bulgular olmamakla birlikte, ilaç kullanımının kişiselleştirilmesi tavsiye edilmektedir.
Paroxetin’in doğumsal anormallikleri arttırabileceği, SSRI tipi antidepresanları kullanan annelerin bebeklerinde solunum ve beslenme sorunları olabileceği bildirilmiştir.
Davranış ve grup terapileri de bir opsiyon olarak belirebilir, aynı zamanda doktor ve hasta ilaç tedavisine karar verirken bu tedavinin artı ve eksilerini iyi tartışarak karara varmalıdır.
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu / hürriyet