Categories

Archive for the ‘Kilo Sorunları’ Category

Kilo Sorunu-İdeal Kilo mu Sağlıklı Kilo mu

Özellikle yaşınız 30’u geçmişse “ille de ideal kiloda olmalıyım” diye bir takıntınız olmasın.
kilo-tercih
30’lu yaşlar sonrasında sağlıklı bir kilo aralığında kalmayı hedeflemeniz yeterlidir. Bunun nedeni ideal kiloyu sürdürmenin gittikçe zorlaşması, araya çok sayıda kilo sabotajcısının girmesidir.

30’lu yaşlar sonrasında doğumlar, emzirme dönemleri, iş kurma telaşları, kısacası iş, ev, evlilik, çoluk çocuk telaşları, kişisel bakımınızla ilgili konularda dikkatinizi bir hayli dağıtıyor. Bütün bu süreçler yeme yanlışlarını daha sık yapmaya, aktiviteyi azaltmaya sebep oluyor. Özellikle 40’lı yaşlar sonrasında egzersiz alışkanlıkları bile bir kenarda bırakılıyor, evdeki egzersiz bisikletleri, yürüme bantları artık elbise askısı olarak kullanılmaya başlanıyor. Alkol daha sık kullanılıyor. Duygusal yeme nöbetleri sıklaşıyor.

Sorun sadece sizin seçimlerinizle de sınırlı değil. Başka sabotajcılar da var. Mesela 30’lu yaşlar sonrasında metabolizmanız da giderek yavaşlıyor. Ayrıca hipotiroidi ve hipoglisemi gibi kilo kontrolünü zorlaştıran sorunlarla karşılaşma olasılığınız artıyor. Aile mirasınızda yazılı genetik yanlışlar birer birer kapınızı çalmaya başlıyor.

Kullandığınız antidepresanların, hipertansiyon ilaçlarının ve diğerlerinin yarattığı sorunlar da işin cabası…
Özetle yaşınız 30’u geçince “ideal kilomda olmalı ve hep aynı kiloda kalmalıyım” inadından vazgeçip sağlıklı bir kilo aralığında kalmaya çalışın. Her yaşın kendine has bir kilosu olduğunu kabul edin. Sağlıklı bir kilo aralığında kalmak ve aktif bir hayatı sürdürmek, ideal kiloyu korumaktan çok daha kolay başarılabilen ve son derece etkili bir davranış biçimidir.

Sağlıklı kilo ne anlama geliyor

Sağlıklı kilo, yaşamınızı sağlıklı biçimde sürdürebilmeniz için olmanız gereken kilo aralığını ifade eder. Beden kitle indeksi esas alındığında, sağlıklı kilo aralığı (bana göre) beden kitle indeksinin 23-26 arasında bulunduğu değerlerdir.
Olanaklarınız ölçüsünde bu değerleri 24-25 civarında tutmaya çalışın. 27’ye yaklaşan rakamları alarm işaretleri olarak kabul edin. Beden kitle indeksini 23’ün altında tutmaya çalışmanın çok kolay başarılacak bir iş olmadığını da unutmayın. Beden kitle indeksinin nasıl hesaplanacağını biliyor olmalısınız. Biz yine de bir kez daha hatırlatalım: Beden kitle indeksi vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanır.

Tatlı krizleri kadınlarda daha sık görülüyor

Aşırı tatlı yeme ve bu durumu krizler/nöbetler halinde yaşama, kilo yönetimini zorlaştırır. Bu sorunla özellikle kadınlarda daha sık karşılaşılır. Arkasında ise ya gizli bir hipoglisemi ya da duygusal yeme sorunu yatar.
Tatlılar ya da karbonhidratlı gıdalara yönelme eğilimi (pizza, makarna, pilav…) özellikle reaktif hipoglisemili kişilerde sık görülür. Bu kişiler tatlı krizlerinden kısa süre sonra ya yeniden acıkır ya da masa başı veya televizyon karşısında uyuklar.
Aşırı tatlı tüketme isteğinin diğer bir nedeni de duygusal açlığı giderme çabasıdır. Özetle tatlı krizleri genellikle hipoglisemi ya da duygusal yeme sorunu ile ilişkilendirilen bir problemdir.

Her safra taşı ameliyat edilmeli

Safra kesesi taşı olan hastaların çoğunda bulgu yoktur ve bu taşlar genellikle “sessiz” kalırlar. Sessiz taşlar için tedaviye gerek yoktur. Ancak eğer hastada taşa bağlı kıvrandırıcı ağrı, safra kesesi veya safra yolu iltihaplanması, sarılık ve pankreatit (pankreas iltihaplanması) gibi klinik durumlar görülürse tedavi planlanmalıdır.
Safra kesesi önemli ancak yaşam için gerekli bir organ değildir. Bu nedenle şikayet yaratan safra kesesi taşlarında standart tedavi cerrahidir. Safra kesesinin çıkarılması tüm dünyada çok sık uygulanan bir cerrahi yöntemdir. Kesenin cerrahi olarak çıkarılmasının sindirim üzerine önemli bir olumsuz etkisi yoktur. Nadiren yumuşak dışkı, gaz ve şişkinlik görülebilir.

hürriyet

Bazı Gıdalara Karşı Besin Alerjisinin Kiloyla İlişkisi

Sorunun cevabını bekletmeden verelim: Besin alerjisi veya bazı gıdalara karşı toleranssızlık asla kilo aldırmaz.

Dolayısıyla bu gıdaların yenmemesi kilo kontrolüne bir gram bile fayda sağlamaz!

Bu nedenle “gıda intoleransı testleri”nin sonuçlarına göre kilo vermeyi düşünüyorsanız lütfen vazgeçin! Çünkü alerji uzmanları ve dâhiliyeciler gıda intoleransı testlerinin doğruluğuna bile inanmıyor.

“Kilo pazarı” herkesin iştahını kabartacak kadar büyük bir ekonomidir. Kimi ürettiği “yağ eritici mucize iksirler”, kimi şu veya bu bitkiden, ottan, çöpten, yapraktan, yosundan ürettiği “kilo verdiren kapsüller” ile bu alandan para kazanmak ister.

Bazıları hızını alamaz, “yağ kırıcı teknolojiler” geliştirerek yağ kaybını hızlandıran elektrik süpürgesi benzeri “vakumlu aletleri vücudunuzda gezdirerek” size yardımcı olmayı vaat eder.

Bu iyi niyetli yardımların amacı hep aynıdır: Kilo ekonomisinden pay alabilmek. Sonuç ise hiç değişmez: Hüsran!

YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNER

Kısacası bugüne kadar yapılan hiçbir bilimsel çalışmada bu mucize çözümlerin işe yaradığı gösterilememiş.
Son zamanlarda yine böyle bir mucize çözüm pazarlanıyor: Gıda intoleransı testi yaptır, bu testlerdeki gıdaları yiyip içme, 7-8 kilo ver!

Onlara göre “eğer vücudunuzun tolere etmediği bazı gıdaları belirler ve bu gıdaları yemezseniz hızla kilo verirsiniz. Kilo almanızın sebebi bu gıdaların yenilip içilmesidir.”

Bu doğru bir bilgi değildir. Bu testlerin sonucuna bakarak şu veya bu besini yememeniz halinde kilo vermeniz de mümkün olamaz.

Kilo vermenin yolu kilo almanıza sebep olan faktörleri doğru belirlemekten geçiyor.

Kilo almaya yol açan faktörlerin içinde belirli besinlere karşı alerji veya tolerans bozukluğunun bulunduğu hiçbir bilimsel çalışma da gösterilememiştir.

DOĞRUSU NE

Değerli okur, kilo sorununun kalıcı çözümü yukarıda da belirttiğimiz gibi kilo almaya sebep olan gerçek nedenin belirlenip ortadan kaldırılması ile mümkündür.

Kilo almanıza yol açan şey gereğinden fazla gıda tüketimi, hareketsizlik, bir sağlık sorunu ya da kullandığınız bir ilaç veya başka bir neden olabilir.

Bazen de genetik veya metabolik eğiliminiz bu sorunu hep gündemde tutar. Sorunu tetikleyen problemi yok etmeden ve yiyip içtiklerinizi değil, miktarlarını ve kalorilerini azaltıp bedensel aktivitenizi arttırmadan bu sorunu çözemezsiniz.

Eğer çözebileceğini iddia edenler varsa, önerecekleri çözümlerin sizi değil, cüzdanınızı incelteceğini aklınızdan hiç çıkarmayın.

Bu tür çözümlere bel bağlamayın. Çözümün “yediklerinizi azaltmak ve aktivitenizi arttırmaktan” geçtiğini sakın unutmayın.

Tamiflu ve Relenza domuz gribinden korunmak için kullanılmaz

Domuz gribi korkusu hepimizde var. Emin olun ben de ailem, çocuklarım ve henüz 2,5 yaşında olan küçük torunum için ciddi tereddütler taşıyorum.

Bu tereddütleri biraz da biz doktorlar ve Sağlık Bakanlığımız tetikledik gibi görünüyor. Yani gazetemizin attığı manşet gerçekten doğru: “Domuz gribi endişesi hastalığın kendinden daha hızlı yayılıyor”… Ama böyle olması da kötü değil. Biraz daha dikkatli olmak hastalığın yayılmasını önlemede etkili bir faktör olacak.

Bununla birlikte hastalıktan korunmak için bazı yanlışları yapmaktan da uzak durmak gerekiyor. Sık yapılan yanlışlardan biri bu hastalığın belirtilerini hafifleten ve daha kolay geçirilmesini sağlayan Tamiflu ve Relenza gibi antiviral ilaçları koruyucu amaçla kullanmak. Her iki ilacın da eğer erken dönemde (en geç ilk 48 saatte) tedaviye başlanırsa hastalığın iyileşmesine yardımcı oldukları kesin. Ama uzmanlar bu ilaçların koruyucu amaçla kullanılmalarına kesinlikle karşı çıkıyor. Çünkü yaygın ve kontrolsüz kullanımın bu ilaçlara karşı direnci arttıracağını düşünüyorlar.

Annelere bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Lütfen her iki ilacında koruyucu amaçla kullanılmayacağını unutmayın. Ciddi yan etkileri olabilen bu ilaçları doktorunuzla konuşmadan sakın çocuklarınıza vermeye kalkmayın.

Depresyon erken doğum riskini artırıyor

Gebelik sırasında depresyon, sanıldığından daha sık görülen bir durumdur. Yapılan bilimsel çalışmalarda ABD’li gebe kadınların yüzde 44’ünde depresyon belirtileri görülmüştür. Bunların yarısı, yani 10 kadının 25’inde ise ciddi yani majör depresyon bulguları vardır. Gebelik öncesi depresyon geçirenler, gebelikte bu duruma daha yakın olmaktadır ve bu gebelerin erken doğum yapması, yani 37 haftadan önce doğurma riski iki kat artmaktadır.

Depresyonun hangi mekanizma ile erken doğum riskini artırdığı ise tam olarak bilinmemektedir.  Hamilelikte hangi depresyon ilacının daha güvenli olduğuna dair kesin bulgular olmamakla birlikte, ilaç kullanımının kişiselleştirilmesi tavsiye edilmektedir.

Paroxetin’in doğumsal anormallikleri arttırabileceği, SSRI tipi antidepresanları kullanan annelerin bebeklerinde solunum ve beslenme sorunları olabileceği bildirilmiştir.

Davranış ve grup terapileri de bir opsiyon olarak belirebilir, aynı zamanda doktor ve hasta ilaç tedavisine karar verirken bu tedavinin artı ve eksilerini iyi tartışarak karara varmalıdır.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu / hürriyet

Bölgesel Yağlanma Sorununa Bitkisel Çözüm

Yanlış beslenme ve hareketsiz yaşam, sigara, alkol, kahve, tuzlu gıdalar, stres, vücudunuzda bölgesel yağlanmaya neden olur. Herbalist Suna Dumankaya: “Organizmanızın dengede olup olmadığını öğrenmek için, sağlığınızın yerinde olması çok önemlidir.” diyor ve bölgesel yağlanmaların, hem sağlığınızı tehdit ettiğini hem de görsel anlamda sizi üzdüğünü söylüyor.

Masaj yaptırarak ve ürüyüş yaparak, diyetisyen gözetiminde diyet yapmanız, bölgesel yağlanma sorunundan kurtulmanız için önemli bir adım.

Güzel bir vücuda kavuşmak için sağlığınızdan olmayın; size uygun olmayan diyetleri yapmayın, aç kalmayın, uzman tarafından uygun görülmeyen masajları vücudunuza uygulamayın. Sağlık ve güzellik birbirlerine bağlı konulardır ve bu dengeyi korumak sizin öncelikli görevinizdir.

Bölgesel yağlanmaların özellikle kadınlarda sık görüldüğü bölge, karın bölgesidir. Karın bölgeniz şişiyorsa, nedeni su birikintisi olabilir ya da yağ bağlıyorsa, hemen önlem almanız gerekir; geç kalmadan spor ve diyet yapın, bölgesel yağlanmayı baştan önleyin. Unutmayın ki, yağlar bir kez yerleşirse, savaşması da çok zordur.

Herbalist Suna Dumankaya, bölgesel yağlanmanın önüne geçebilmek için, öncelikle kese yapmanızı tavsiye ediyor. Vücudunuza kese yapmanız, kan dolaşımınızı hızlandırır, bu da, bölgesel yağlarınızı ortadan kaldırmaya yardım eder. Ayrıca evinizde, bitkisel yağlarla sorunlu bölgenize yapacağınız masaj da, o bölgedeki yağların yakımını kolaylaştırıcı etki yaratır.

Bitkisel karışımlar

1- Küvete su doldurup içine, lavanta, biberiye ve isteğinize göre tuz ilave ederek 15 dakika bekleyin. Çıkınca, bir kase susam yağı ve bir kase deniz tuzunu hazır bulundurun. Elinizi yağa, sonra tuza bastırıp tüm vücudunuza bu karışımı ovarak sürün. Bunu doğru nefes alma ve düzenli sporla da desteklerseniz, kanınız temizlenir, iç salgı bezleriniz çalışır. Haftada bir kez masaj yaptırmanız, kan dolaşımını hızlandırır.

2- Susam yağı

Limon suyu

50 gr kafurun

1 tatlı kaşığı biberiye yağı

Tüm bu malzemeleri karıştırıp, yukarı doğru dairesel hareketlerle vücudunuza masaj yaparak uygulayın.

3- 300 gr susam yağı

50 gr kafurun

2 su bardağı kil

3 yemek kaşığı bal

1 çorba kaşığı biberiye yağı

Yukarıdaki malzemeleri karıştırarak vücudunuza sürün ve vücudunuzdaki ödemi atması için, sürdüğünüz bölgeyi streç film ile sarın. 30 dakika bekledikten sonra, streç filmi çıkarıp yıkanın.

4- Hamilelik döneminde genellikle ciltte çatlaklar oluşur. Bunu önlemek için, hamileliğin ilk başında, her gün eşit miktarda; çilek yağı, badem yağı, susam yağı ve kako yağını karıştırarak, sorunlu bölgenize sürün. Unutmayın, çatlaklar bir kere oluşursa, derinizi düzeltecek ne bir teknoloji ne de bir krem var. Bu nedenle, önleminizi baştan almanız gerekiyor.

anneyizbiz

Kış Mevsiminde Kilo Alma Sorunu

kis-mevsimi

Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Yeşim Çelik,“Metabolizmanın kışa hazırlanması ve kış mevsimine girerken kilo kontrolü için dikkat edilmesi gereken noktalar” hakkında bilgi verdi.

Metabolizmanızı hızlandırın

Kış aylarında vücut ve metabolizma kendini koruma altına almıştır ve daha yavaş çalışmaya başlar. Kışın yeme ihtiyacı artan kişi çok fazla karbonhidratlı yiyecekler yeme ihtiyacı duyar. Terleme de çok az olduğundan dolayı metabolizma hızı minimumdur. Bu yüzden bu dönemde dikkat edilmezse kilo artışı kaçınılmaz hale gelir

Soğuk havalara karşı bağışıklık sistemi, hastalıklara (grip, soğuk algınlığı, bronşit gibi) karşı kendini korumak için yağ yıkımını engeller. Bu durumda kış mevsimini sağlıklı geçirmek için bağışıklık sistemini biraz daha güçlendirmek gerekmektedir. Güçlü bir savunma mekanizmasının temelinde ise yeterli ve dengeli beslenme yer almaktadır. Kış aylarında metabolizmanın yavaşlamasına ek olarak fiziksel aktivitenin azalması da kilo artışına neden olmaktadır. Hormonal değişimlere bağlı olarak sindirim sisteminde kabızlık gibi problemler oluşabilir.

Güne sıkı bir kahvaltı ile “merhaba” deyin

Metabolizmanızı iyi çalışır duruma getirmek için mutlaka güne kahvaltı yaparak başlamanız gerekmektedir. İyi bir kahvaltı ile güne başlamak sizin hem direncinizi koruyacak hem kilo kontrolünde siz yardımcı olacak hem de metabolizma hızınızın yavaşlamasını engelleyecektir.

Susamadan su için

Yazın sıcaklar nedeniyle rahatlıkla içtiğimiz suyu kışın rahatlıkla tüketemeyiz. Su vücudumuzdaki bütün metabolik reaksiyonların temel direğidir. Kışın su kaybımız daha az olduğu için susama hissimiz azalır, ancak su ihtiyacımızı yine de karşılamamız gerekmektedir. Kışın metabolizmanızı çalıştırmak için susamasanız bile günde 2-2,5 ( 10-14 bardak) litre su tüketilmesi gerekmektedir.

Siyah çay ve kahve yerine bitki çayı içinizi ısıtmak için daha iyi bir seçenek

Soğuk hava nedeniyle kışın favori içecekleri genellikle sıcak içeceklerdir. Sıcak içecek olarak genellikle kafein- tein içeriği yüksek olan çay- kahve tercih edilmektedir. Bu konuda bizim önerimiz bitki çaylarını tercih edilmesidir. Kuşburnu çayı C vitamini içerdiği için, rezene çayı gaz sorunlarına iyi geldiği için tercih edilebilir.

Greyfurt, lahana ve maydanoz sizi kış hastalıklarından korur

Kış hastalıklarından korunmak, savunma mekanizmamızı güçlendirmek için de A ve C vitamininden yeterli beslenmek gerekir. Kış sebzeleri ve meyveleri de bu konuda bize yeterli oranda A ve C vitamini sağlayacaktır. Narenciye (portakal, mandalina, greyfurt) , havuç, kivi, lahanagiller (karnabahar, lahana, brokoli, Brüksel lahanası) , yeşil yapraklı sebzeler (maydanoz, tere, ıspanak ) A ve C vitamininden zengin besinlerdir.

Gerek günlerin kısalması gerekse havaların soğuması ile birlikte fiziksel aktiviteler azalmaktadır. Lifli besinlerin tüketiminin de azalması sonucu kabızlık sorunu kendini göstermektedir. Bu nedenle kış mevsiminin vazgeçilmez yiyeceklerinden kuru baklagillerin, kepekli tahılların (esmer ekmek, bulgur, kepekli makarna / pirinç / erişte / un) ve özellikle C vitamininden zengin sebze ve meyvelerin tüketimine ağırlık verilmelidir.

Yağı, şekeri azaltın!

Kış yaklaştıkça, vücudumuz ısı değişikliğine uyum sağlayabilmek adına harcadığı enerjiyi düşürür. Azalan fiziksel aktiviteye paralel olarak yağ ve şeker tüketimi de kısıtlanmalıdır.

Haftada 2-3 kez balık yiyin kalp ve kemik sağlığınızı garantiye alın!

Kış mevsiminde güneş yüzünü daha az gösterdiğinden, D vitamini gereksinmesini karşılamakta sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu nedenle havanın güneşli olduğu günlerde 20-25 dakika kadar güneş ışığından direkt olarak yararlanmaya (hafif tempolu yürüyüşler olabilir) ve haftada 2 – 3 kez balık yiyerek kalp sağlığınızı korumaya ve kemiklerimizin de güneşin eksikliğini ( D vitamini yetersizliği ) daha az hissetmesini sağlayabilirsiniz.

Tatlı sizi ısıtmaz!

Uzun süreli açlıklardan kaçınılmalıdır. Enerji ihtiyacının karşılanması için fast food ya da yağdan, şekerden zengin gıdalara yönelmek doğru değildir. Kış mevsiminin soğuk günlerinde “Tatlı yersem ısınırım” mantığından vazgeçilmeli, gün içerisinde yeterli ve dengeli beslenerek vücudun ısı dengesinin korunması sağlanmalıdır.

Sigarayı Bıraktığım İçin Kilo Aldım…

sigara-bırak

Sigara içenlerin sigara içmeyenlere göre daha az iştahlı olduğunu belirten bakanlık, “Bu geçiş döneminde kilo kontrolünü sağlamak amacıyla; acıktığınızda ya da yeme ihtiyacı duyduğunuzda yöneldiğiniz besinlere dikkat edin” uyarısı yaptı.

Bakanlık, sigarayı bırakanlara, “Evde ya da işyerinizdeki çekmecenizde enerji yoğunluğu yüksek besinlerden bulundurmayın Sıcak çikolata yerine süt içmeyi; tatlı yerine meyve yemeyi deneyebilirsiniz. Kalorisi yüksek kuruyemişler yerine kuru meyveleri tercih edin” uyarısında bulundu.

Türkiye’de sigara içmenin yaygın bir alışkanlık ve önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade eden bakanlık, ülkemizin Avrupa ülkeleri arasında tütün tüketiminde üçüncü sırada, Dünya ülkeleri arasında yedinci sırada olduğunun hatırlattı.

Türkiye’de 17 milyondan fazla kişinin sigara içtiğini ve her yıl 100 bin kişinin sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını kaybettiğinin tahmin edildiğine işaret eden bakanlık, bu sayı trafik kazalarına bağlı ölümlerden 15-20 kat fazla olduğuna dikkati çekti.

Sağlık Bakanlığı, sigarayı bırakmayı takip eden ilk 20 dakika içerisinde vücutta bir takım önemli ve faydalı değişiklikler olmaya başladığını ve sigara içilmediği yıllar boyunca bu değişimin devam ettiğini kaydetti.

Bakanlık, sigarayı bıraktıktan 20 dakika sonra kan basıncı ve nabız sayısının normale döndüğünü, 12 saat sonra kandaki karbon monoksit düzeyinin normal seviyesine düştüğünü, 2 hafta-3 ay sonra kalp krizi geçirme riskinin azalmaya başladığını ve akciğer fonksiyonlarının geliştiğini, 1 ay-9 ay sonra nefes darlığı ve öksürüğün azaldığını, 1 yıl sonra ise kalp krizi geçirme riskinin sigara içen birine göre yarı yarıya azaldığını bildirdi.

Sağlık Bakanlığı, sigarayı bırakanların kilo almaması için şu önerilerde bulundu: “Ancak sigarayı bırakan bireylerde sıklıkla görülen şikayetlerden biri kilo alımıdır. Sigara içenler sigara içmeyenlere göre daha az iştahlıdır.

Bu durum sigara içenlerde yeterli ve dengeli besin seçimini de olumsuz etkilemektedir. Sigarayı bırakma ile birlikte özellikle psikolojik bağımlılığı olan bireylerde aşırı besin tüketimine eğilim görülmekte, kolay tüketilebilir ancak yüksek kalorili besin alımı artmaktadır.

Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk 3 gün en zor dönemdir. Özellikle ilk günlerde sigara içme krizinden kurtulmak için aşırı yeme eğilimini önlemek amacıyla fiziksel açlıkla duyguların neden olduğu açlık arasındaki farkı öğrenmeye çalışmak çok önemlidir.

Unutmayın ki sigarayı bırakmak ve sağlığınıza kavuşmak için en önemli neden kendinizsiniz. Bu geçiş döneminde kilo kontrolünü sağlamak amacıyla acıktığınızda ya da yeme ihtiyacı duyduğunuzda yöneldiğiniz besinlere dikkat edin.

Örneğin sıcak çikolata yerine süt içmeyi; tatlı yerine meyve yemeyi deneyebilirsiniz.

Kalorisi yüksek kuruyemişler yerine kuru meyveleri tercih edin. Evde ya da işyerinizdeki çekmecenizde enerji yoğunluğu yüksek besinlerden bulundurmayın.

Çay ve kahveyle birlikte canınız çok sigara istiyorsa taze sıkılmış meyve suyu ya da meyve özlü çay içmeyi tercih edin. Yemek yerken, porsiyon büyüklüklerini azaltın.

Küçük kase ve tabaklar kullanarak, porsiyonlarınızı küçültebilirsiniz. Sigarayı bırakma ile birlikte tat ve koku alma duyunuz iyileştiği için besinlerinizi yavaş tüketerek her lokmanın keyfini çıkarın.

Sigaranın vücutta neden olduğu zehirli maddelerin atılabilmesi için en iyi kaynak sudur.

Bu nedenle günde en az 2 litre su içilmelidir. Ayrıca, bu dönemde gerek psikolojik olarak rahatlamayı sağlamak gerekse de kilo alımını önlemek ve metabolizmayı hızlandırmak amacıyla fiziksel aktivitenin mutlaka arttırılması gerekmektedir.

Yapılan pek çok bilimsel araştırmada, sigara dumanındaki pek çok maddenin oksidan olarak etki gösterdiği, vücutta hücre hasarına neden olan ve bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen serbest radikal oluşumunu arttırdığı bildirilmektedir.

Bu nedenle sigara içenlerde vücudun savunma sisteminde antioksidan olarak görev yapan E, C vitaminleri ile A vitaminin ön maddesi B karotenin kandaki seviyeleri düşüktür.

Ayrıca, sigara içiminin bazı B grubu vitaminlerin düzeyini, özellikle de B12 vitaminini düşürdüğü de yapılan çalışmalarda bildirilmektedir.

Bu nedenle sigarayı bırakan bireylerde savunma sistemini güçlendirmek ve oluşan serbest radikallerin vücuda verdikleri hasarın vücut tarafından onarılmasına yardımcı olmak amacıyla antioksidan vitaminlerden zengin sebze ve meyve tüketiminin arttırılması gerekmektedir.

Posa içeriği yüksek olması nedeniyle sebze ve meyve tüketimi aynı zamanda sigarayı bırakan bireylerde görülen kabızlık şikayetlerinin giderilmesi açısından da yararlıdır.

Kabızlık şikayetlerinin azaltılması için, tam tahıl ürünleri ve kepekli ürünleri tercih etmek, kuru meyvelerden özellikle erik, incir ve kayısı tüketimini arttırmak, haftada en az 3 kere yarım saat kadar tempolu yürümek veya sabah kahvaltıdan önce 15 dakika boyunca karın kaslarının çalışmasını sağlamak kabızlık problemini önleyecektir.”

Fazla Kilolarınızla İlgili Sorunlar ve Çözümleri

‘Su içemiyorum, kahvaltı yapamıyorum, tatlıdan vazgeçemiyorum’demeyin!

Her metabolizmanın güçlü ve zayıf yanları vardır. Diyet yaparken bu özellikler kendini daha da belli eder. Readers and Digest dergisi, kilo kontrolü sırasında karşılaşılan ’su içemiyorum, kahvaltı yapamıyorum, tatlıdan vazgeçemiyorum’ gibi sorunları çözmeye yardımcı olacak pratik çözümleri anlattı.

İşte sorunlarınız ve çözümleri:

Sorun: Sabahları bir kase tahıl gevreği yemeyi seviyorum.

Çözüm: Tahıl gevreklerinin az yağlı olup, diyet yapanlar için olmasına dikkat edin. Bunlardan kullanmıyorsanız, kasenize daha az gevrek koyun, kaseyi doldurmak için ise üzerine doğranmış elma, çilek ya da yaban mersini ekleyin. Ayrıca bir yemek kaşığı doğranmış fındık da mükemmel bir strateji. Çünkü, fındık protein ve iyi yağ deposu olmasının yanında kan şekeri seviyesini sabitleştir ve tok olmanızı sağlıyor.

Sorun: İşe gidene kadar kahvaltı yapmam, sonra işyerinde simit, açma ya da kek yerim.

Çözüm: Akşam yatmadan kahvaltınızı önce küçük bir çanta şeklinde paketleyebilirsiniz. İyi bir kahvaltı için hazırladığınız çantaya meyve, bir avuç dolusu fındık, 250 ml az yağlı yoğurt koyabilirsiniz.

Sorun: Tatlı içecekleri seviyorum, suyu sevmiyorum.

Çözüm: Bu tarz şekerli içecekleri yemekten sonraki tatlı olarak düşünün. Bu nedenle, günde bir kezden fazla bu içeceklerden içmeyin ve bunların müptelası olmayın. Öğleden sonraya kadar bekleyin, sonra bulabildiğiniz en küçük meyve suyunu için. Bunun yerine su içmeniz daha iyi aslında. Bu alışkanlığınızı değiştirmek diyetinizi iyileştirmede ve hatta kilo vermenizde etkili olabilir.

Sorun: İşyerimin yakınlarında sağlıklı öğlen yemeği yiyebileceğim yer yok.

Çözüm: Öğle yemeğinizi evden getirmeniz sizin için daha faydalı olur. Eğer şanslıysanız, ofisinizde buzdolabı, mikrodalga fırın ve tost makinesi olabilir. Eğer, işyerinizde buzdolabı yoksa, öğle yemeğinizi içine buz kalıbı konmuş ve izole edilmiş küçük bir çantada saklayabilirsiniz. Böylece, öğlen yemeği zamanına kadar soğuk kalacaktır.

Sorun: Pizza yemeyi seviyorum. Bu çok mu kötü?

Çözüm: Eğer sucuk, sosis, salak gibi gıdaları da eklerseniz, kendinizi ekstra kalori ve doymuş yağlarla sabote etmiş olursunuz. Bu da insülin direncine katkıda bulunuyor. Bu nedenle daha sağlıklı pizza düşünün: sebzeli, ince hamurlu (mümkünse hamuru buğdaylı olsun) bu pizzadan da sadece 1-2 dilim yiyin. Yanında da sirkeli salata alabilirsiniz.

Sorun: Salata yerken, genellikle salatamı peynir, krema ve kızarmış küçük ekmek parçalarıyla süslüyorum.

Çözüm: Tam yağlı peynirlerde ve kremada yüksek oranda doymuş yağ vardır. Bunlar ve kızarmış ekmek parçaları kaloriyle doludur. Salataları tamamen kesmeyin, bunları daha ilginç ve sağlıklı hale getirin. Zenginlik için birkaç siyah zeytin ve seviyorsanız acı biber ekleyin.

Sorun: Öğleden sonra 3 civarında acıkıyorum ve abur cubur yiyorum.

Çözüm: Kahvaltıda ve öğlen yemeğinde kan şekerinize iyi gelecek gıdalar tüketirseniz acıkmazsınız. Atıştırmak için yanınızda sağlıklı besinler bulundurun: havuç, elma, az yağlı yoğurt, birkaç tahıllı kraker, bir avuç yer fıstığı gibi.

Sorun: Stresli olduğumda karbonhidratlı gıdalar yiyorum.

Çözüm: Birçok insan stresli olduğu zaman karbonhidratlı gıdalar yer. Bu konuda hızlı bir çözüm yok. Stresli olduğunuzda derin bir nefes alın ve kendinize 10 dakikalık gezinti molası verin. Endişeyle başetmenin en iyi yollarından biri de egzersiz yapmaktır. 20 dakikalık hızlı yürüyüş keyfinizi yerine getirip sizi sakinleştirecektir.

Dikkat: Mutsuzluk Şişmanlatır

Teknolojinin gelişmesi, yaşam şartlarının gün geçtikçe ağırlaşması ebeveynlerin daha fazla çalışmalarının yanında sağlıklarına da gerekli önemli göstermemeleri sonucunda hem görsel, hem de fizyolojik olarak sağlıklarını kaybetmelerine neden olmaktadır. Düzenli beslenmeyen ve doğru egzersiz yapmayan insanların hormonları düzenli salgılamayacağından kendilerinin de mutlu olmasının mümkün olmadığı gibi çevresindeki insanlarda yeterli ilgiyi gösteremeyeceklerdir. Bu insanların vücutlarındaki yağ oranı arttıkça şişmanlık psikolojisinin ürünü olan kendine güvensizlik, beğenilmeme, çevresine mutlu gözüken fakat kendi içinde sorunları artarak devam eden, ağrı, stres gibi uyaranlara daha fazla uyarılma örneği gösteren kişilerden biri olacaklardır. Ebeveynler her yönüyle çocuklarına örnek olmalıdır. Hem kendi sağlıklarını hem de çocuklarının sağlıklarını düşünerek doğru beslenme yanında bedensel egzersiz programlarını ihmal etmemelidirler.

Sevgisizlik

İnsanlarda meydana gelen fazla yağ, yani şişmanlık genetik, çevresel ve psikolojik faktörlerin dışında aile bireylerinin yanlış tutumlarından da kaynaklanmaktadır. Şişmanlık eğilimi bulunan insanların aileleri incelendiğinde aile bireylerin birinin veya ikisinin birden sevgiden veya içtenlikten mahrum olarak büyüdükleri, sevginin karşılığı olarak da yiyeceğe yöneldikleri görülmüştür.

Çocuğa dikkat

Bu tür ailelerde annelerin genellikle yetişme çağlarında sosyal veya ekonomik zorluk çekmiş kişiler olduğu gözlenmiştir. Bu tür aile bireyleri, dengesiz beslenmiş çocuklarıyla özdeşleşerek, kendilerinin gelişme çağındaki ekonomik veya psikolojik eksikliği telafi yoluna gitmektedirler. Tabii çocuğun gelişme çağında, aile bireylerinin çalışmasından dolayı çocuklarla ilgilenen aile büyüklerinin sevgi ve ilgiyi yemek yedirme gibi görmeleri, çocuğun şişmanlama eğilimini artırmaktadır.

Çocukluk döneminde uygulanacak beslenme programının yetersiz olması da çocuğun gelişimini kötü yönde etkiler. Bu yüzden bilinçli bir beslenme programı uygulanmalıdır. Beslenme programı uygulamaları sırasında ölçü annenin tabağa koyduğu yiyecek olmamalı çocuğun günlük aktivitelerine, yaşına, cinsiyetine göre yemek miktarı ayarlanmalıdır. Küçük yaşlardan itibaren kazanılacak egzersiz alışkanlıkları çocuğun hayatı boyunca doğru beslenmesiyle birlikte daha faal ve kendini daha iyi kontrol eden sağlıklı bir insan olmasını sağlayacaktır.

Fast food

Fast food ürünleri, besleyici değeri daha fazla olan ev yemeklerinden daha ilgi çekici olmaktadır. Çocukların bu tür yiyeceklere karşı ilgileri artarken temel besin maddelerine olan ilgileri azalmaktadır. Böylece sağlıksız bir beslenmeye doğru gidilmektedir. Temel gıda maddelerinin kullanımı bir disiplin içinde çocuklara verildikten sonra tabii ki belirli aralıklarla fast food ürünlerine, çikolatalara doğru ve yeterli beslenme programının içinde yer verilebilir.

Sağlıklı bir vücuda sahip olmanın ve dengeli beslenmenin şartlarından biri de yeterli su alınmasıdır. Çocukluk çağında başlayan ve ileriki yaşlarda da devam eden sıvı ihtiyacını meşrubattan sağlama isteği metabolizma için doğru bir davranış değildir. Çocuklara su içme alışkanlıkları kazandırılmalı, haftada belirlenecek sayıda gazlı veya gazsız meşrubatlara izin verilmelidir. Çocukların meşrubatsız yemek yememeleri çocuğun anlayacağı düzeyde telkinlerle sağlanmalıdır. Amacımız sağlıklı, eğitimli bir nesil yetiştirmekse aile bireylerinin çocuklarına örnek olmaları gerektiği unutulmamalıdır.

Ultrasonla Zayıflama Yöntemi

Hiç rejim yapmadan, yan etkiyle boğuşmadan, bir saatte fazla kilo ve yağları yakarak yok eden bir yöntem geliştirildi. İsrailli bilim adamları, fazla kiloları ve vücut yağlarını ultrasonla eriten yeni bir cihaz geliştirdi. Zayıflama teknolojisinde çığır açacak olan bu cihazla, zahmetli incelme yöntemiyle ‘liposuction’ da tarihe karışacak.

İngiltere’de yayınlanan The Sunday Telegraph gazetesine göre, geliştirilen alet, şu ana kadar sadece domuzlarda denendi ve olumlu sonuç verdi. Yöntemin ilk klinik denemeleri gelecek yıldan itibaren İngiltere’de yapılacak.

İşte yöntem

Bu yönteme göre aygıt, vücuttaki yağları yakmak için yüksek oranda ultrason dalgaları kullanıyor. Eritilen yağ, kişinin vücudu tarafından emiliyor ve yine vücut tarafından yakılarak yok ediliyor.

Söz konusu aletin klinik denemelerinin başarılı olması halinde, aleti geliştiren kişilere milyarlarca dolar kazandırması bekleniyor.

Dokulara zarar vermiyor

Araştırmayı yürüten Tel Aviv’deki Şiba Tıp Merkezi yöneticilerinden Ami Glicksman da, çalışmaları tamamladıklarını, yağ hücrelerinin seçilerek yakılması ve bu sırada deri, kemik, sinir ve adale gibi diğer dokulara zarar vermemeyi başardıklarını bildirdi.

Bir saatte işlem tamam

Domuzların hiç bir problem yaşanmadan vücut yağlarını yaktıklarını dile getiren Glicksman, uygulamada ameliyathane ortamına ihtiyaç duyulmadığını, herhangi bir ofise gelen hastanın 1 saat sonra tedavisi tamamlanmış olarak çıkacağını anlattı.

Yağın vücuttan atılması işlemini vücudun kendisinin yaptığını, bağışıklık sistemindeki akyuvarların kalıntıları süpüreceğini ve metobolizmanın bu kalıntıları yok edeceğini anlatan Ami Glicksman, bu işlemler sırasında rejim yapmaya gerek kalmayacağını da vurguladı.

Kalça ve Basen Sorunlarında Ne Yapmalısınız?

Bir kadın da en göze çarpan kalça ve basendir kadını gösteren ilk fiziki nokta kalçalardır mükkemel kalçalara sahip olmak herkadının rüyasıdır dersek fazlaca abartmamış oluruz Kolay yoldan kilo verdiren diyetler, genellikle sıkı kurallar içeren kısa dönemli diyetlerdir ve istediğiniz sonucu vermez.
Kolay yoldan kilo verdiren diyetler, yaşadığınız esas sorunları çözmede size yardımcı olmazlar. Bu diyetleri uygulayan birçok insanın sıkça yaşadığı bir diğer problem de, başarılı bir şekilde incelme konusundaki becerinize olan güveninizi yitirmenize neden olmalarıdır. Özellikle basen ve kalçalardan kilo vermek isteyenler kesinlikle hızlı ve kolay diyetleri denememeli..

Ne yapmalısınız?
Kilo verme hızı ve miktarı konusunda gerçekçi olun. Mümkün olandan fazlasını beklemek, sizi başarısızlığa iter. Gerçekçi hedeflerinize ulaşmak için yaşam tarzınızda yapacağınız değişikliklerse, hedeflerinize güvenli ve emin adımlarla ulaşmanızı sağlar. Diyet yaparken, dengeli bir şekilde beslenmeniz, vücudunuzu ve zihninizi, sağlıklı ve aktif tutmak kalmak için gereken gıdaları aldığınıza inandırır. Düzenli öğünler ve sevdiğiniz besinlerden tüketeceğiniz ufak porsiyonlar da tatmin olmanızı sağlar. Sağlıklı bir beslenme şekli, aynı zamanda kalp hastalıkları, bazı kanser tipleri, şeker hastalığı, katarakt ve akciğer bozuklukları risklerini de azaltır.

Günde 500 kalori almanız gerekiyor
Yarım kilo vücut yağının içerdiği enerji miktarı 3500 kaloridir. Bu durumda, haftada yarım kilo verebilmek için, günde 500 kalori daha az almanız gerekmektedir. Bunu başarmanın en iyi yolu da, daha az kalori almak için ufak tefek değişiklikler yapmak ve daha hareketli olmaktır. Örneğin; bir bar çikolata yerine bir adet muz yemeniz 150, standart mayonezli lahana salatasını (coleslaw) diyet mayonezli yemeniz 240 kalori kazandırır. Buna 15’er dakikalık iki kısa yürüyüşü de eklerseniz (150 kalori yakar), 540 kalori daha az almış olursunuz. Kilo vermenin tek bir doğru yolu yok. Önemli olansa, bunu sağlıklı ve gerçekçi yollardan başarmak. Böylece kilo verirken, ihtiyacınız olan besleyenleri alabilir, kendinize daha olumlu yaklaşabilir ve hayatınızı aynen yaşamaya devam edebilirsiniz. Bu, aynı zamanda kilonuzu korumaya yarayacak yeni beceri ve tutumlar geliştirmenizi de sağlar.

Sağlıklı kilo vermek için…
Kilonuzu kontrol edebileceğinizi ve bunun size olumlu etki edeceğini hissedin.
Geçmişte yaptığınız diyetlerin hangilerinin (ya da bu diyetlerin içerdiği şeylerden hangilerinin) işe yaradığını, hangilerinin yaramadığını düşünün. Bu bilgiyi, size yardımcı olacak değişiklikleri planlamada ve geçmişteki hatalardan kaçınmak için kullanın.
Yaşam tarzınızda küçük ve devamlılığını sağlayabileceğiniz değişiklikler planlayın.
Sorunlarınızı tanımlayabilmek için bir beslenme ve düşünce günlüğü tutun. Böylece neyi niçin yediğinizi anlamış olursunuz.
Gerçekçi hedefler belirleyin ve haftada yarım ya da bir kilodan daha fazlasını vermeyi amaçlamayın.
Güne kahvaltıyla başlayın ve öğünlerinizi düzenli yiyin.
Ana besin gruplarından sağlıklı seçimler yaparak, öğünlerinizi bunlarla hazırlayın.
Az yağla yemek pişirmeyi deneyin.
Bol bol sebze ve meyve yiyin.
Yemeğe karşı ‘Ya hep ya hiç’ gibi bir tutumdan ziyade, esnek bir tutum benimseyin.
Duygularınızla başa çıkmayı öğrenin, onları yemekle geçiştirmeyi değil.
Günlük hayatınızda daha çok hareket edin.
Hareket etmek için günde 30 dakikanızı ayırın. Her gün yapamıyorsanız, olabildiğince sık yapmaya çalışın.
Çevrenizden destek alın.
Yapmamanız gerekenler

Hızlı kilo verdiren yöntemlere itibar etmeyin.
Kilo vermek için tek motivasyonunuz görüntü olmasın. Sağlık ve kendini iyi hissetmek de son derece önemlidir.
Eğer kötü bir gün geçirdiyseniz, ya da fazla yediyseniz, vazgeçmeyin. Fazla yemek, amacınıza ulaşmanızı geciktirebilir ama vazgeçerek hiçbir şey elde edemezsiniz.
Kilo problemlerinizi çözmek için bir diyete sırtınızı dayamayın. Bu, kilo vermenizde yol gösterici olur ama öncelikle bunu kalıcı kılmak için, güven kazanmalı ve yaşam tarzınızda değişiklikler yapmalısınız.
Yavaş yavaş kilo veriyor olmak karşısında sabırsız davranmayın. Çünkü sonunda uzun vadeli bir başarı elde edeceksiniz.

Çalışan Kadınların Daha Çok Karşılaştığı Kilo Problemi

Çalışan kadınlar kilo sorunuyla neden daha çok karşılaşıyor? Kilolarla barışık yaşamak için ne yapmalı?masa-basi-diyet

İş hayatı çoğumuz için kabus gibidir. Bir düzen kurmakta zorlanırız. Hele kadınlarda dünya ikiye ayrılır. Bir yanda ev işleri, çocuklar ve eş, diğer yanda strese boğulduğunuz iş. Öğün saatleri ayarlanamaz ya da unutulur.

Kadınların iş hayatında kendilerini daha sık göstermeleriyle birlikte kilo problemi de daha sık görülüyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, kişilerin vakitsizlik bahanesi ile çok az öğün yapıp yapılan öğünde yüksek kalori içeren besinler tüketmesidir.

Kilo alma nedenleri
Araştırmalar çalışan kadınların yüzde 23′ünün 50′li yaşlarına geldiklerinde obezite sorunuyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Kilo alımı genler ve beslenme alışkanlığı kadar sosyal yaşamdan da kaynaklanıyor.

Hızlı yemek: Yoğun iş hayatı olan kadınların hızlı yemek yemeleri kilo problemlerinin oluşmasına neden olabilir. Fast food tarzı besinlerin yenilmesi veya enerjisi yüksek atıştırmaların yapılması vücutta yağ hücrelerinin büyümesine yol açabilir. Yemekler yavaş yenildiğinde tokluk hissi daha erken fark edilir ve daha az kalori alınmış olur.

Egzersiz yapmamak: Çalışan kadınların çoğu masa başı işleri yapıyor. Sürekli oturur halinde çalışmak bel ve basen bölgesinde yağ birikiminin artmasına neden olabilir.

Egzersiz yaparken vücutta mutluluk hormonu olan endorfin hormonu salgılanır. Bu hormonun, egzersiz tamamlandıktan sonra da devam eden sakinleştirici bir etkisi var. Bu da çalışan kadınları strese ve aşırı yemeye karşı koruyabilir.

Hormonal denge: Kadınlar daha çok armut tipi (basen bölgesinde yağ birikmesi) şişmanlığa yatkındır. Erkeklerde ise elma tipi şişmanlıkla karşılaşılır. Elma tipi şişmanlık diyabet, kalp krizi ve inme açısından yüksek risk taşıyor.

Kadınlarda armut tipi yağ dağılımının asıl nedeni östrojendir. Östrojen basen bölgesinde yağ birikimini artırsa da bu, hastalıklara karşı riski azaltabilir. Kadınlarda östrojenin fazla salgılanması armut tipi şişmanlığın gelişmesine, yağların kalçalarda birikmesine ve orantısız bir vücut tipine neden olabilir.

Nasıl mücadele etmeli?
• Sabah güne mutlaka kahvaltıyla başlayın.

• İş stresini azaltmak için işyerinde gün içinde 5 dakikalık yürüyüşler yapabilirsiniz.

• Sofranızda besin çeşitliliği ve renk çeşitliliği oluşturun.

• Üç ana ve üç ara öğünü mutlaka tüketmeye çalışın.

• Egzersiz yapmayı vakit kaybı olarak değil, sağlıklı yaşamanın yolu olarak görmeye çalışın.

• Diyetinizde bütün besin gruplarını bulundurun.

• Kilo vermek için kalorisi aşırı kısıtlı katı rejimler uygulamayın.

• Şeker, tuz ve unlu gıdalardan mümkün oldukça uzak durmaya çalışın.

• Tuz ve sodyum alımını düşürün.

• Az ve sık yiyin.

• Bol su için.