Archive for the ‘SAĞLIK’ Category
Boğaz Ağrım-Farenjit-Nasıl Geçer
->
Virüs enfeksiyonunun bulgusu olan boğaz ağrısı, kişinin yaşam konforunu bozarak büyük sıkıntılara yol açıyor.
Tıptaki adı farenjit olan ve genelde bazı hastalıkların habercisi olarak kabul edilen boğaz ağrısının en sık nedenleri arasında boğaz enfeksiyonları yer alıyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tamer Haliloğlu, boğaz ağrısına yol açan enfeksiyonların genelde bulaşıcı özelliğe sahip virüs ve bakteriler tarafından oluşturulduğunu belirterek şu bilgileri verdi:
“Boğaz ağrılarının büyük çoğunluğunun nedeni virüstür ve genellikle bir hafta içinde kendi kendilerine geçerler. Bakteri enfeksiyonlarının sadece yaklaşık yüzde 10’unda tıbbi bakıma gerek duyulabilmektedir. Çoğu boğaz ağrısı mikrobu, doğrudan temas ile aktarılır. Hasta biri bir kapı koluna, telefona veya başka bir nesneye dokunur. Siz de aynı nesneyi tutarak, mikropları alırsınız, mikroplar en sonunda ellerinizden ağzınıza ve burnunuza aktarılır. Bakteri enfeksiyonları, zaman zaman antibiyotiklerle tedavi edilse de, ilaçlar her zaman iyileşmeyi hızlandırmaz ya da enfeksiyonların nüksetmesini engellemez.”
Hangi hastalıklarda boğazımız ağrır?
Op. Dr. Tamer Haliloğlu, toplumun pek çok kesimini ilgilendiren boğaz ağrısının genellikle başka belirtilerle birleşik olarak meydana geldiğinin de altını Bu belirtilerin kişideki enfeksiyon türüne bağlı olarak büyük değişiklik gösterdiğini ifade eden Op. Dr. Haliloğlu şöyle devam etti:
“Örneğin soğuk algınlığı; boğazda kaşıntı ve ağrının yanı sıra, hapşırma, gözlerde sulanma, öksürme, düşük ateş, burun tıkanıklığı, hafif vücut ağrıları veya şiddetli olmayan baş ağrılarına da neden olur. Mononükleoz da, şiddetli boğaz ağrısına neden olan, çok daha uzun süren bir virüs hastalığıdır. Kızamık, su çiçeği ve krup hastalığı da dahil olmak üzere, diğer virüs hastalıkları da genellikle boğaz ağrısı ile meydana gelir. Boğaz ağrısı ile bağlantılı bakteri enfeksiyonları arasında bademcik iltihabı, difteri ve yaygın görülmeyen bir bakteri enfeksiyonu olan epiglotit de bulunmaktadır.”
Boğaz ağrısının nedenleri
Çoğu boğaz ağrısının nedeninin soğuk algınlığı ve gribe neden olan mikroplarla aynı olan virüsler olduğunu kaydeden Op. Dr. Tamer Haliloğlu, ancak bütün boğaz ağrılarının virüs ya da bakteri enfeksiyonlarından ileri gelmediğini vurgulayarak, “Boğaz ağrısının pek çok yaygın nedeni de bulunmaktadır. Bu nedenler arasında alerjiler, odalardaki havanın kuruluğu, kirlilik ve diğer tahriş ediciler, kas zorlanması, asit (gastroözofajyal) reflü, HIV enfeksiyonu ve
Tümörler bulunmaktadır” dedi.
Ne zaman tıbbi yardım alınmalı?
Op. Dr. Tamer haliloğlu, boğaz ağrılarının çoğunun rahatsız edici olmakla beraber zararlı olmadığını ve beş ila yedi gün içerisinde kendi kendine geçtiğini söyledi. Boğaz ağrılarının zaman zaman, daha ciddi bir rahatsızlıkların işareti olabileceğinin altını çizen Op. Dr. Haliloğlu şu bilgileri verdi:
“Eğer; şiddetli olan veya bir haftadan daha uzun süren boğaz ağrısı, yutkunmada veya nefes almada büyük zorluk, boyunda acıyan veya şişmiş lenf düğümleri, boğazın arka tarafında irin, isilik, iki haftadan daha uzun süren ses kısıklığı, tükürük veya balgamda kan, gözlerde içe göçme, şiddetli yorgunluk, idrar çıkışında azalma ve nükseden boğaz ağrılarınız varsa mutlaka doktora görünmelisiniz.”
Nasıl önlem alınmalı?
Pek çok hastalıkta olduğu gibi boğaz ağrısında da kuşkusuz el yıkamanın büyük önemi bulunuyor. Op. Dr. Tamer Haliloğlu, hastalığı önlemenin tek ve aynı zamanda en basit yolunun el yıkamaktan geçtiğini söyledi. Boğaz ağrısının en çok görüldüğü çocuklarda el yıkama alışkanlığının mutlaka erken yaşta edinilmesi gerektiğini ifade eden Op. Dr. Haliloğlu, alınması gereken diğer önlemleri ise şöyle sıraladı:
-Çatal bıçakları, bardakları, mendilleri, yemek veya havluları başkaları ile paylaşmaktan kaçının.
-Kamuya açık telefonlara veya çeşmelere ağzınızı değdirmekten kaçının.
-Hasta olan kişilerle yakın temastan kaçının.
-Kirliliğin yüksek olduğu günlerde mümkün olduğunca kapalı mekanlarda kalın.
-Sigara içmeyin ve sigara dumanına maruz kalmaktan kaçının.
-Eğer hava kuru ise evinizi nemlendirin.
Boğazı ağrıyanlara öneriler
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tamer Haliloğlu, boğaz ağrısının kişideki devresi tamamlanıncaya dek, hastalara şu önerilerde bulundu:
-Sıvı alımınızı iki katına çıkarın. Sıvılar, balgamın ince tutulmasına ve kolay temizlenmesine yardımcı olur.
-Ilık ve tuzlu su ile gargara yapın. Su ile dolu bardağa yarım çay kaşığı tuz koyun, gargara yapın, daha sonra suyu tükürün. Bu sayede boğazınız temizlenecek ve balgamdan arınacaktır.
-Bal ve limon kullanın. Bal ve limonu karıştırarak çok sıcak bir bardak suyun içine ekleyin. Bal boğazınızı kaplar ve yumuşatır, limon da balgamın azaltılmasına yardım eder. Zamanın testinden geçmiş bu tarif ağrınızı, sadece geçici süreyle olsa da, büyük ölçüde hafifletir.
-Boğaz kapsülü veya sert bir şeker emin. Bu hareketin kendisi, mutlak rahatlama sağlamaz, ancak tükürük üretimini uyararak, boğazınızı yıkar ve arındırır.
-Havayı nemlendirin. Havadaki nemi artırmak, balgam zarlarınızın kurumasını önler. Bu da iltihaplanmayı azaltarak uyumayı daha kolay hale getirir. Tuzlu burun spreyleri de işe yarar.
-Dumandan ve havayı kirleten diğer maddelerden uzak durun. Duman, ağrıyan boğazı tahriş eder. En azından hasta iken, sigarayı kesin ve ev temizleyicilerinden ya da boyadan ileri gelen tüm buharlardan kaçının. Ayrıca çocuklarınızı sigara dumanına maruz bırakmayın.
-Sesinizi dinlendirin. Eğer boğaz ağrınız gırtlağınızı (larenks) etkilediyse, konuşmak daha fazla tahrişe ve geçici ses kaybına (laranjit) neden olabilir.
Risk faktörleri nelerdir?
-Yaş
-Sigara kullanmak veya dumanına maruz kalmak
-Alerjiler
-Kimyasal tahriş edicilere maruz kalma
-Kronik ya da sık görülen sinüs enfeksiyonları
-Kapalı yerlerde yaşama veya çalışma
-Bağışıklıkta düşüş
Hürriyet
Beyin Tümörü Ameliyatında Güvenilir Yöntem
->
Beyin tümörleri ameliyatlarında yeni bir yöntem olan Intraoperatif MR cihazı beyin ameliyatları sırasında MR çekme imkanı verdiği gibi, beyin tümöründe parça kalma olasılığını tamamen ortadan kaldırıyor.
Dünyada az sayıda merkezde var
İlk denemeleri 10 yıl önce başlayan ‘Intraoperatif MR’ bugün dünyada hala sayılı bazı hastanelerde bulunuyor. Beyin ameliyatlarında 1990′ların başında “navigasyon” teknolojisi ortaya çıktı. Bu teknolojide hastanın MR’ı çekilerek navigasyon aletine tanıtılıyor, böylece kafatasına kalem benzeri bir aletle dokunulunca hastanın beynindeki çeşitli bölgeleri görme imkanı sağlanıyor.
Alman Hastanesi’nde bir süre önce kullanılmaya başlanan Intraoperatif MR cihazı navigasyon sistemiyle çalışması ve tümörü tanıma oranı yüzde 100 olması sayesinde hastalar 1 hafta yerine üç günde taburcu olarak kısa sürede iyileşiyor.
Alman Hastanesi Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Bölümü Direktörü Prof. Dr. Talat Kırış, “Ancak bu teknoloji ile kafatası açıldığında içinde bulunan suyun boşalmasıyla beynin çekilen MR’daki görüntüyle aynı olmaktan çıkması dolayısıyla bir miktar risk taşımakta, yine de halen dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır” diyor.
Yanılma payı ortadan kalkıyor
“Intraoperatif MR” ilk olarak Harvard Üniversitesi’nde Peter Black adlı beyin cerrahı öncülüğünde ortaya çıkmış ve “Madem ki bir MR aleti var, biz bunu niye ameliyathaneye almayalım?” düşüncesiyle devreye girmiş. Prof. Dr. Talat Kırış “Eskiden beyin ameliyatları öncesinde tümörün yerinin tespitine yönelik ince hesaplar yapılmaktaydı. Bu nedenle de yanılma payı bulunmaktaydı. Ancak yeni MR teknolojisi yanılma payını tamamen ortadan kaldırırken, tümörün yerinin net olarak tespitini ve kafatasının daha küçük bir bölümü açılmasını sağlıyor” diyor.
Hekimlere kolaylık sağlıyor
‘Intraoperatif MR’ın ameliyat sırasında da kullanılabilmesi beyin cerrahları açısından da çok önemli bir avantaj sağlıyor. Ameliyatta tümörü çıkartamadıysanız çıkartamadınız. Tekrar kapatıp MR çekip, yeniden kafatasını açma diye bir şansınız yok. Çünkü bu tümörlerin bir bölümü aynen beyin gibidir. Hiç farkı yok. Bu yeni teknoloji sayesinde, ameliyat sırasında çektiğiniz MR’la tümörün tamamen çıkarılıp çıkarılamadığını kolayca görebiliyorsunuz. Yani, ameliyat sırasında aynı zamanda operasyonun kontrolünü yapabiliyorsunuz.
Tümöre odaklanıyor
Prof. Dr. Talat Kırış “Beyin tümörlerinin bazıları, beynin dokunulması riskli merkezlerine yakın olabilmektedir. Bunlar zor tümörlerdir. Büyük olmakla birlikte tehlikeli bölgelere yakın bulunmaktadırlar. Onun için ameliyat sırasında birkaç kez MR çekerek tümörü çıkartıyoruz. Önce gerçek zamanlı navigasyon kılavuzluğunda tümöre ulaşıyoruz. Tümörü çıkarmaya başlayıp belli bir aşamada MR çekiyoruz. Kalan tümör miktarını tespit ediyoruz. Yine gerçek zamanlı navigasyonla riskli bölgeleri haritalayabiliyoruz. Bu bölgelere işaret koyup o tehlikeli yerden daha ileriye gitmemeye çalışıyoruz. Böylece oraların hasar görmemesini sağlıyoruz. Bazen bir ameliyat sırasında 4-5 kez MR çekerek en az riskle tümörün tamamını çıkartıyoruz” dedi.
Hasta 3 günde taburcu oluyor
‘Intraoperatif MR’ın tümörü tespit oranını, tümörü tanıyabildiği ölçüde yüzde 100. Bu yöntemle yapılan beyin ameliyatları sonrası hastanın iyileşme süresi de hızlanıyor, normalde 1 hafta olan hastanede kalış süresi 3 güne kadar düşüyor. Alman Hastanesi’nde bugüne kadar gerçekleştirilen çok sayıda operasyonda hiçbir hastada ölüm ya da sakat kalma durumu ortaya çıkmamış..
Hürriyet
Mutlu ve Sağlıklı Yaşam İçin Bol Sıvı Tüketin
->
Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Yasemin Beyhan, yaşamak için oksijen kadar gerekli olan su ve sıvı tüketiminin Türkiye’de ihmal edilen bir konu olduğunu ifade ederek, ”Sağlıklı bir yaşam için su ve sıvı tüketiminin her gün özenli ve dengeli bir biçimde sürdürülmesi gerekiyor” dedi.
AA muhabirine açıklama yapan Beyhan, yeterli ve dengeli beslenme konusundaki çalışmaların, bilinç düzeyinin yükseltilmesinde etkili olduğunu ifade ederek, ancak su ve sıvı tüketiminin öneminin halen çok bilinmediğini belirtti.
Vücudun sıvı gereksiniminin yaşa, cinsiyete, vücut ağırlığına veya yapılan fiziksel aktivite durumuna göre değiştiğini anlatan Beyhan, günlük kaybedilen sıvı miktarının çevre şartlarına göre değiştiğini, bu nedenle alınan sıvı miktarı ile tüketilen miktarın dengeli olması gerektiğini bildirdi.
Beyhan, bu dengeyi sağlamak ve dehidrasyon, böbrek taşı ve daha birçok önemli sağlık sorunundan kaçınmak için günlük olarak sağlıklı erişkin bir erkeğin yaklaşık 3 litre (13 bardak), kadının ise 2 litre (9 bardak) su tüketmesi gerektiğini kaydetti.
Su ve sıvı gereksinimi konusuna özellikle yaşlılar, bebekler, gebeler, emziren anneler, sporcular ağır ve tehlikeli işlerde çalışanlarda daha çok dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Beyhan, ”Herkesin bildiği temel beş madde var, protein, karbonhidrat, yağlar, vitamin ve mineraller. Çok üzerinde durmadıklarımız ise su, posa ve bitkisel-kimyasallar dediğimiz besin bileşenleri de yaşamın sürdürülmesi ve sağlık için son derece önemli bileşiklerdir” dedi.
Beyhan, Dernek olarak amaçlarının, halkın beslenme bilincini geliştirmek, bulunduğu koşullar içinde başta ekonomik olmak üzere en iyi beslenme şeklini öğretmek olduğunu ve yapılan çalışmalar sonucunda da bu konuda bilinç düzeyinin yükseltilmesinde önemli adımlar atıldığını ifade etti. Yaşamak için oksijen kadar gerekli olan su ve sıvı tüketiminin Türkiye’de ihmal edilen bir konu olduğunu fark ettiklerini belirten Beyhan, ”Sağlıklı bir yaşam için su ve sıvı tüketiminin her gün özenli ve dengeli bir biçimde sürdürülmesi gerekiyor” diye konuştu.
Yeterince sıvı tüketiminin önemi konusunda toplumda farkındalık yaratmak adına merkezi Amerika’da bulunan Uluslararası Yaşam Bilimleri Enstitüsü (ILIS) ile İstanbul’da bir konferans düzenlediklerini anlatan Beyhan, 7 Aralıkta Ritz Carlton Otel’de yapılacak konferansta, sıvı tüketimi konusunun, çeşitli boyutlarda ele alınacağını kaydetti.
Beyhan, ”Su, yaşam için elzem bir besindir. Son yıllarda yapılan çalışmalar suyun bir besin ögesi, besleyici öge olarak kabul edilmesi üzerinde yoğunlaşıyor” diye konuştu.
Yaşa bağlı olarak insan vücudunun yüzde 50-70’sinin sudan oluştuğunu aktaran Beyhan, hücrelere bir takım yararlı moleküllerin taşınması, hücre ve barsaklardan artık, toksik ögeler ve serbest radikaller denilen, insanı kansere kadar götürebilecek bir takım toksik moleküllerin atılmasının sıvı ile sağlandığını belirtti.
Beyhan ”İnsan yavrusu fetus anne karnında sıvı bir ortam içerisinde. Dolayısıyla sıvının önemi ta anne karnında başlıyor, yaşamın sonuna kadar devam ediyor” dedi.
-”SUSAMA DUYGUSU GELİŞMEMİŞ OLABİLİYOR”-
Sıvı gereksiniminin susama duygusuyla bağlantılı olarak değerlendirilmesinin çok tehlikeli olduğuna dikkati çeken Beyhan, şöyle devan etti:
”Nasıl olsa susama duygusu sıvı gereksinimimizi karşılamamıza yeter diyoruz. İşte burada sorun başlıyor. Her zaman insanlarda susama duygusu gelişmemiş olabiliyor. Onun için susama duygusunu beklemeden, belirli aralıklarla ve bulunduğumuz duruma uygun olarak sıvı tüketmeliyiz.
Sıcak havalarda, ağır işlerde çalışanlar, bebeklerde, sıcak ortamda oynayan çocuklar, susama duygusu akla gelmeyebilir, gelişemeyebilir. Vücudun susuz kalması çok büyük sorunlara yol açabilir. Bu sorunların başında metabolizmanın yavaş işlemesi geliyor. Vücuttan yüzde 1 kadar bile ağırlık kaybı ile karakterize olan sıvı kaybı zihinsel bulanıklıklara, dikkat ve algılamalarda eksikliklere neden olur. Bu durum çocuklarda söz konusuysa okul başarısını etkiliyor, çalışan için söz konusuysa yaptığı işe konsantre olamamasını ve verimlilik gösterememesine neden oluyor.”
Beyhan, yurt dışında maden işçileri üzerinde yapılan bir çalışmanın iş kazalarının haziran ve temmuz aylarında yoğunlukla görüldüğünü bunun da işçilerin aşırı derecede dehidrasyon denilen sıvı kaybı ile ilintili olduğunu gösterdiğini aktardı.
Normal insanlar günlük sıvı ihtiyacını 2-2,5 litre ile karşılayabilirken ağır işlerde çalışanlarda bunun 4-5 litreye kadar çıkabildiğini ifade eden Beyhan, vücudunu sıvı gereksiniminin ağırlık değişimleriyle saptanabildiğini söyledi.
Kas dokusu sıvı yönünden daha zengin olduğunu, yağ oranı yüksek olanlarda sıvı oranın daha düşük seviyelerde bulunduğunu belirten Beyhan, ”O nedenle obezlere hem tok tutması, hem enerji metabolizmasını hızlandırması hem de toksik ögelerin atılması ve antioksidan aktivitenin daha iyi işleyebilmesi için bol bol sıvı tüketmelerini öneririz. Bazıları bunda aşırıya kaçabilir. Normal koşullarda yetişkinlere 8 bardaktan az, 20 bardaktan çok tüketmeyin deriz” diye konuştu.
Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Yasemin Beyhan, sıvı tüketiminin sadece su ile sınırlandırılmaması, hiyjenik içme suyunun yanı sıra çay, ayran, kahve, enerjisi düşük içeçekler, çeşitli çaylar, çorbalar, ayran, süt, limonata, boza ve salep tüketilebileceğini dile getirerek, ”Ofiste çalışırken kah çayımızı, kah suyumuzu içerek, öğlen çorba ve sebze ve meyve tüketerek gün boyu sıvı ihtiyacımızı karşılayabiliriz” dedi.
İleri derecede dehidrasyonun ileri derecede çok ciddi sorunlara hatta ölüme bile yol açabildiğine dikkat çeken Beyhan, ”Çünkü dehidrasyonda sadece sıvı kaybı olmuyor, elektrolit dediğimiz sodyum potasyum, magnezyum gibi çok önemli fonksiyonları olan elektrolitlerin de kaybı söz konusu” diye konuştu.
-”İLAÇ ALAN HERKES BOL BOL SIVI TÜKETMELİ”-
Yasemin Beyhan, ister virütik ister bakteriyel nedenle olsun hastalık durumunda kandaki toksik öğelerin arttığını hatırlatarak, hastalık sırasında hem bu toksik ögelerin hem de tedavide kullanılan ilaçlar nedeniyle kimyasal metabolik artıkların vücutta biriktiğine dikkati çekti.
Hem toksik ögelerin hem de ilaçların kimyasal artıkların vücuttan atılması için hastalık döneminde sıvı tüketimine çok önem verilmesi gerektiğini kaydeden Beyhan, şöyle devam etti:
”Hele bu sıvılar, vitamin ve mineraller yönünden zengin bir sıvı olursa hastalığın tedavisinde daha çok amaca hizmet edecektir ve çok yönlü bir yarar sağlayacaktır. Mesela kanser hastaları çok yoğun kemoterapi ve radyasyon alıyorlar. Vücutlarında çok fazla serbest radikal oluşuyor. Çok fazla kimyasal metabolik artıklar birikiyor. Bunların hepsinin vücuttan bir an önce atılması gerekiyor. Onun için biz o hastalara 20-30 dakikada bir su içmesini öneriyoruz. İlaç alan herkes bol bol sıvı tüketmeli. Bir tableti 2 bardak su ile için diyoruz. Hem ilacın etkinliğini artırmak hem de ilacın metabolik artıklarını atmak için önemli.”
Yasemin Beyhan, doyma duygusunu geliştirmesi açısından sıvıyla birlikte yemeklerin tüketilmesi önerisinde bulunarak, ”Yemekle birlikte bir sıvı aldığınızda daha çabuk doyarsınız, örneğin yemeğin başında çorba içersek daha çabuk doyarız. Sıvı, ister yemek öncesi, ister sırası, ister sonrasında aşırıya kaçmamak şartıyla her zaman tüketilebilir” dedi.
En yararlı yiyeceğin bile fazla tüketildiğinde olumsuz etkileri olduğuna dikkati çeken Beyhan, hiçbir şeyin aşırısını önermediklerini, bir çeşitlilik içerisinde her şeyin tüketilmesi gerektiğini kaydetti.
Beyhan, şunları söyledi:
”Beslenme ve diyetetik profesyonelleri olarak, besinleri, miktar, çeşitlilik, besin değeri korunumunu en yüksek düzeyde sağlayarak, tüketim sıklığını ve öğünlere dağılımını iyi ayarlayarak, hijyenik ve ekonomik olarak tüketilmesini öneriyoruz. Nasıl tek yönlü beslenme önermiyorsak, içecek tüketiminde de tek yönlü tüketimi önermiyoruz. Sıvı tüketiminde de çeşitlilik her zaman önerdiğimiz bir durum.”
AA
Cilt Lekeleri Sorununa Çözüm
İlerleyen yaş, güneş ışınları ve çeşitli sebeplerle oluşan deri lekelenmeleri çoğumuzun korkulu rüyasıdır. Ancak teknoloji bu soruna da çözüm sunuyor. Deri Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Emel Erkek deri lekelenmelerine karşı uygulanan en son yöntem olan ‘lazer tedavisi’ hakkında bilgi verdi.
Lazer normal deriye zarar vermeden tedaviyi sağlıyor
Leke tedavisinde yeni geliştirilmiş bir teknik olan lazerde, özel dalga boyunda ışınlar kullanılarak pigment içeren hücrelerin harap edilmesi, deriye renk veren melanin pigmentinin yıkılması veya derinin en üst tabakasının soyulması ile lekeler yok ediliyor. Lazer sistemleriyle yapılan uygulamalarda etraftaki normal deriye zarar vermeden lekelerin tedavisi mümkün oluyor. Lazer hem yüzeysel, hem de derin lekelerin tedavisinde başarı ile kullanılıyor. Lazerle leke tedavisi en sık yüze yapılmakla birlikte boyun, el üstleri ve diğer vücut bölgelerine de uygulanabiliyor.
Lekelenme daha çok yüz, boyun ve el üstlerinde oluşuyor
Deri lekelenmeleri ilerleyen yaş ve güneş ışınlarının yanı sıra hormonal, genetik faktörler, ilaç ve kozmetik kullanımının yanı sıra metabolik hastalıklar sebebiyle de oluşabiliyor. Lekelenme doğumsal olabileceği gibi, sonradan da edinilebiliyor. Derinin en üst tabakası veya deri altı tabaka ile ilişkili olabilen lekelenme, mekanizma olarak melanin pigmentinin artışına veya melanin-dışı pigment birikimine bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Daha çok koyu tenli kişilerde görülen deri lekelenmesi yüz, boyun V’si ve el üstleri gibi kronik olarak güneşe maruz kalan deri bölgelerinde belirgin oluyor.
Leke yüzeysel ya da yeni ise tedaviye yanıt şansı yüksek!
Çoğu zaman kozmetik problemden ibaret olan deri lekelerinin bazıları kansere dönüşüm olasılığını barındırıyor. Güneş ışınlarının yalnızca lekelenme oluşumunda değil, varolan leke bölgelerinin kararmasında ve leke üzerinde kanser oluşumunda da önemli rolü bulunuyor. Leke tedavisinde en temel prensip güneşten korunmadır. Bu sağlandıktan sonra lekelenmenin tipine göre uygun tedavi seçenekleri gözden geçirilebiliyor. Genel olarak lekelenme ne kadar yüzeyselse ve ne kadar yeni ise, tedaviye yanıtı o derece olumlu oluyor.
Habertürk
Stres İle Baş Etmenin Yolları Nelerdir
Yapılan araştırmalar muz, domates ve çinko içeren yiyeceklerin kişiler üzerinde sakinleştirici etki yarattığını gösteriyor. Fakat bunlar içinde en popüleri kısa sürede mutluluk hormonu salgılamayı sağlayan çikolata. Çikolatanın yüksek kalorisinden kaçınmak isteyenler ise stresli anlarında salep içmeyi deneyebilirler.
Akupunktur
2500 yıldan fazla süredir kullanılan bu yöntem stresi azaltmanın yanı sıra sigarayı bırakma, zayıflama ve birçok hastalığın yan tedavisinde olumlu sonuçlar veriyor.
Papatya çayı
Doğada benzer sakinleştirici etki gösteren bitkilerin çayları arasında en popüler olanı papatya çayı. Papatya bitkisinin içeriğindeki özel yağlar beyin ve sinir sistemi üzerinde sakinleştirici ilaçların etkisini gösteriyor.
Arkadaşlar
Sıkıntılı anlarını arkadaşlarıyla paylaşanların yalnız baş etmeye çalışanlara göre stresten daha az etkilendikleri bilimsel araştırmalar tarafından da destekleniyor. Uzmanlar bu nedenle olumlu bakış açısı olan arkadaşları seçmenizi öneriyor.
Müzik dinlemek
Geçmişte ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılan müzik dinlemek, yapılan araştırmalara göre de kasları gevşetiyor, sakinleştiriyor ve mutluluk hormonu salgılanmasını sağlıyor.
TV izlemek
Yoğun geçen günün ardından televizyonun karşısına geçmekten sıradan olduğu için şikayet etseniz de uzmanlar bunun bir tür terapi olduğunu söylüyorlar. Renkli görüntüler akarken siz stres yaratan konulardan uzaklaşarak vücudunuzu stresten önceki dengesine kavuşturuyorsunuz.
Hayal Kurma
Gözlerinizi kapatıp en çok olmasını istediğiniz şeyi düşünmek vücudunuzda mutluluk hormonu salgılayarak, kaslarınızı gevşetiyor. Gerçekçiliği yitirmeme koşuluyla hayal gücünü geliştirmek stresle iyi bir baş etme tekniği.
Vatan
Şiddetli Mide Ağrısı Olanlara Özel Diyet
Sakarya Vatan Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Hüsnü Yeşilot, çeşitli mide rahatsızlıkları sebebiyle mide ağrıları çekenlere özel bir mide koruma diyeti hazırladı. Yeşilot, bu koruma diyetinin uygulandığı taktirde mide ağrıları ve şikayetlerinin sona ereceğini söyledi.
Hastalarına neyi yiyecekleri, neyi yiyemeyeceklerinin belirtildiği ‘Mide koruma Diyeti’ ismi altında bir liste oluşturan Yeşilot, bu listeyi bütün hastalarına muayeneden sonra veriyor. İki kısımda oluşan diyet listesinde mide için faydalı ve zararlı yiyecekler sıralanıyor. Yeşilot, midesi sağlam olsun olmasın herkesin çok üzüntü ve fazla heyecandan kaçınması, yemekten sonra hemen hareket yerine bir süre dinlenmesi, aşırı soğuk ve sıcak yememesi, çürük dişlerin yapılması, düzenli ve az yenilmesini tavsiye ediyor.
Yeşilot’un mide koruma diyetine göre yenmesi gereken yiyecekler şunlar: “Tuzsuz beyaz peynir, kaymaksız süt, çok çok açık çay, haşlama yumurtanın beyazı, azar azar arı balı, pirinç, şehriye, yayla, domates çorbası, evde yapılan komposto, taze yoğurt, sütlaç, muhallebi, haşlama makarna, haşlama patates, patates püre, pirinç lapa, sebzeli köfte, ızgara köfte, ızgara balık, haşlama et, haşlama tavuk, buğulama balık, olgun muz, portakal suyu, taze ayran, taze kabak dolma, taze fasulye yemeği, semiz otu yemeği.”
Yeşilot’un mide koruma diyetine göre yenmemesi gerekenler de şöyle: “Lahmacun, çiğ köfte, bulgur pilavı, demli çay, kola, kahve, limon, çilek, ham ve olgunlaşmamış ekşi meyveler, lahana, pırasa, soğan, sarımsak, kereviz, bol baharat, tuzlu ve turşular, alkollü içecekler, sirke.”
habertürk
Vücut Yanıklarında Ne Yapılmalı Sorusuna Yeni Cevap
Yeni bir sprey üretildi…
Sağlıklı bölgeden alınan deri hücrelerinin sıvı hale getirilip sorunlu bölgeye püskürtülerek çok kısa sürede yanıkların tedavi edileceği belirtiliyor.
Wake Forest Institute for Regenerative Medicine’dan Dr. James Holmes’un yürüttüğü çalışmada, yanık bölgenin iyileştirilmesi için hastadan alınan posta pulu büyüklüğünde bir deri kullanılıyor. Sprey sayesinde ölümcül enfeksiyonların azaldığı görüldü. Yanık yaralarının hızlı bir şekilde iyileştirmesi gerektiğini söyleyen bilim adamları, “Biz bunu gerçekleştirene kadar bu yaralar kan kaybediyor ve hasta yaşamını tehdit eden enfeksiyon riskiyle karşılaşıyordu” dedi.
Yanıklarda sürekli zamana karşı yarıştıklarını belirten uzmanlar bu spreyin tüm yanık türlerinin tedavi sürecinde zamanı geri çevirebileceğini açıkladılar.
Zaman
Çocuklarda Reflü ve Nedeni
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mahir Gülcan, reflünün çocuklarda çok sık görüldüğünü belirterek “Çocuklarda doğuştan ve sonradan olmak üzere iki çeşit reflü gelişebilir,” diyor. Yeni doğmuş bir bebekte bile reflü görülebiliyor. Bebeklerde reflü, yemek borusuyla mide arasındaki kapakçık sisteminin olgunlaşmamasıyla ilgili. Eskiden bu hastalığa tanı koyulamadığı için bilinmiyordu ve farklı tedavilerle bebek iyileştirilmeye çalışılıyordu.
Bebeklerde reflünün en belirgin belirtisi kusmadır. Bu kusmalar genellikle durdurulamayan, sürekli, her yemekten sonra olan kusmalar. Çocuktaki normal kusmalardan çok daha şiddetli. Bu hastaların birçoğu 1 yaş civarında kapakçık sisteminin olgunlaşmasıyla düzelir. Ama bir kısmı düzelmez ve ilaç tedavisine devam edilir. Az sayıda da olsa düzelme olmayanlarda cerrahi tedavi yoluna gidilir.
Çocuklarda doğuştan olmayan reflüyse genellikle 6-7 yaşlarında ortaya çıkar. 6-7 yaşlarındaki çocuklardaki mekanizma da büyüklerdeki gibi beslenme ve yaşam biçimiyle ilgili.
Buket Cengizalp / Mopther&Baby
Mutlu Bir Biçimde 4 Günde Sigarayı Bırakmanın Yolu
Bazı hastanelerde bulunan ışın cihazı sayesinde, 4 gün 25′er dakikalık seanslara girenler, endorfin (mutluluk hormonu) salgıları yeniden başlatılarak sigara bağımlılığından kurtuluyor.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, kapalı mekanlara sigara içilmesinin tümüyle yasaklanması, son olarak da sigara paketlerinin üzerine, sigaranın yol açtığı zararları gösteren fotoğrafların konulması, sigarayı bırakmak isteyen kişilerin sayısını artırdı.
Yapılan araştırmaya göre de sigara içenlerin büyük bölümü, akciğer kanserinin en büyük nedeni olan sigaradan, öksürme, gıdaların gerçek lezzetini almama, diş sararması gibi şikayetler nedeniyle kurtulmak istiyor, ancak bağımlılık yapan nikotin nedeniyle sigaranın profesyonel yardım alınmadan bırakılması kişiyi oldukça zorluyor.
Uzmanlar, sigarayı bırakmanın tek başına ve klinik destek almadan gerçekleştirilmesinin son derece zor olduğunu, sigaradan tümüyle kurtulma konusunda kesin kararını vermiş kişilerin resmi ve özel hastanelerdeki sigarayı bıraktırma merkezlerine gitmelerini istiyor.
-HİÇBİR ŞEKİLDE AĞRI VE SANCI YOK-
Bazı hastanelerde bulunan ışın cihazı sayesinde, 4 gün 15′er dakikalık seanslara girenler, endorfin salgıları yeniden başlatılarak sigara bağımlılığından kurtuluyor. Bu işlem sırasında, kişi hiçbir şekilde ağrı ya da sızı hissetmiyor.
Konya Özel Nakipoğlu Hastanesi Başhekimi Dr. Kutsi Öncü, ‘Sigarayı bu yöntemle bırakmak çok kolay, ancak pek çok kişi bunu bilmiyor. Oysa 4 günde, 25 dakikalık seanslarımıza giren sigarayı yüzde 90 bırakıyor’ dedi.
-İKİNCİ SEANSTAN SONRA TİRYAKİYE SİGARA CAZİP GELMİYOR-
Bu işlem için, sigaraya bir ayda ödenen kadar, yani çok cüzi bir ücret aldıklarını anlatan Dr. Öncü, şunları kaydetti:
‘Pek çok kişi bu sigarayı bıraktırma yöntemini, bu yöntemle sigarayı bırakmış bir tanıdığından öğreniyor, bize öyle geliyor. Bu teknikle enfraruj ışınları vücudun akupunktura duyarlı 35 noktasına birden uyguluyoruz. Bu noktalardan ışınsal uyarıyla ara mesajcılar harekete geçerek, beyine, endorfin salgılaması talimatını veriyor. Böylece, tiryakinin aldığı nikotin nedeniyle artık vücuduna salgılanmayan endorfin hormonu, yeniden yoğun şekilde harekete geçiyor. Artık kişi, nikotinle değil vücudunun doğal olarak salgıladığı endorfin hormonuyla mutlu olmaya başlıyor. İşin güzel tarafı şu, nikotin ve endorfin birbirine adeta düşman. Vücut bu tedavinin 2. seansından itibaren mutluluk hormonu salgılamaya başladığı için, kişi sigaradan zevk almadığı gibi sigara artık bu kişiye cazip bir madde olarak gelmiyor.’
Bu yöntemin özellikle büyük şehirlerde bazı hastanelerde bulunduğuna işaret eden Dr. Öncü, sigarayı bırakmaya azmetmiş herkesin bu yöntemle hiç zorlanmadan nikotin bağımlılığından kurtulabileceğini, hem kendisi hem de ailesi için sağlıklı bir yaşama başlayacağını vurguladı.
Dr. Öncü, bu tedavinin tek şartının uygulamaya başlamadan önce kişinin 24 saat hiç sigara içmemiş olması gerektiğini, tedavi süresince ve sonrasındaki bir haftalık dönemde, vücuttaki sigara zehrinin hızla atılabilmesi için bol su içilmesi ve günde 3 kez 250 gram yoğurt tüketilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
AA
Bayramda Midenize Özen Gösterin
Bayramlar büyük küçük tüm ailenin bir araya geldiği, güzel duyguların paylaşıldığı vakitlerdir. Kurban bayramında eşsiz yemeklerin bulunduğu aile sofraları ile tatlı ikramları, et ve hamur işi besin tüketimi arttırmaktadır.
Kontrolsüz ve düzensiz beslenilerek geçirilen bu keyifli günlerin sonu vücudumuzda eziyete dönüşmektedir. Aşırı miktarda ve düzensiz alınan yağlı besinler kilo alımına ve yağlanmaya neden olmaktadır. Bu sebeple bayramda doğru beslenme önerilerine kulak vermek gerekir…
Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın, “Kurban bayramında dikkat edilmesi gerekenler” hakkında bilgi verdi.
PROTEİN TÜKETİMİNDE AŞIRIYA KAÇILMAMALIDIR!
Kurban bayramında günlük beslenmede en çok tüketilen besin grubu ettir. Kırmızı et tüketimi sağlıklı beslenmede olmazsa olmazlar arasında olsa da, fazla miktarda alımının sağlığı bozucu etkilerinden dolayı miktarı kişinin sağlık durumuna ve yaşına göre sınırlandırılmalıdır. Doymuş yağ ve kolesterol içeriğinin yüksek olması nedeniyle kronik hastalığı olanların 2 öğünde de yüksek miktarda kırmızı et alması sakıncalıdır.
Kırmızı etin dışında peynir çeşitleri, yumurta, organ etleri, şarküteri besinler ile tahıl ve kuru baklagillerde de protein vardır. Bayram günlerinde protein alımı sadece kırmızı et değildir. Böreğinden menemenine, sucuktan pastırmasına, tereyağından peynirine tükettiğimiz birçok kahvaltılık hayvansal kaynaklı proteinli besinlerden oluşur. Sonraki öğünlerde tüketilen yoğurt, ayran ve yoğurtlu tereyağlı çorbalar ile aralarda tüketilen tatlıların birçoğunda protein bulunmaktadır. Dolayısı ile fazla tüketim sonucunda sağlığı bozucu hal almaktadır.
TATLIYA VE HAMUR İŞİNE HAYIR DEMEYİ ÖĞRENMELİSİNİZ!
El açması börekler, baklavalar, mantı ve şekerlemeler bayramın vazgeçilmezleri arasındadır. Ziyaretlerde “ bizler için hazırlanmış tadına bakmazsak ayıp olur mantığı ile hareket ederek kırmak istememek “dile getirilen bahanedir. Burada bilinmesi gereken nokta bu besinlerin zararlı olduğu değil fazla miktarlarda tüketilmemesi gerektiğidir. Ayrıca tüketim sıklığıdır. Aynı gün içinde hem börek hem mantı hem baklava tüketilmemelidir. Mide sindirim problemlerinin dışında, kronik hastalığı olanlar ve hastalar normal beslenmesinden farksız diyetlerine devam etmeliler.
Bayram aynı zamanda mideye yapılan bir bayram değildir. Özellikle kronik hastalığı olanlar miktarlarını her zaman olduğu gibi tutarak diyetlerini yapmalılar. Özellikle sakatatlardan uzak durmaları gerekir. Diyabetik diyeti olanların tatlı tercihleri sütlü tatlılar ve tatlandırıcı ile hazırlanmış alternatifler olmalıdır.
Yine gastrit, reflü gibi mide sindirim problemi olan herkesin yağlı ve baharatlı yemeklerden uzak beslenmesi önerilmektedir.
BAYRAMDA GÜZEL TATLAR TADARKEN SAĞLIKLI BESLENEBİLMEK İÇİN;
Güne mutlaka dinamik ve sıkı bir kahvaltıya başlamalısınız.
- Kahvaltıda daha az yağlı peynir tercih edilmelidir.
- Zeytin tüketiminde 5–8 adeti geçmeyiniz.
- Kahvaltıda ekmeğinize yağ sürmeyiniz veya masada baharatlı ekmeğinizle banmalık zeytinyağı bulundurmayınız. Unutmayın tüketeceğiniz 5 zeytin 1 tatlı kaşığı zeytin yağ kalorisindedir.
- Masaya tereyağ veya kaymak çıkarmayınız.
- Kahvaltıda mutlaka 1–2 dilim tam tahıllı ekmekler tüketin.
- Kahvaltıda börek simit veya yöresel hamur işi besinlerden herhangi birini küçük bir dilime eşdeğer olacak şekilde tüketebilirsiniz. Kronik hastalığı olanların daha dikkatli tüketmeleri gerekir.
- Kahvaltıda mutlaka domates, salatalık, maydanoz, biber gibi çiğ sebzeleri bulundurunuz.
Ara öğünlerinizi ihmal etmeyiniz. Sık sık beslenmeniz bir öğünde çok fazla tüketimi engeller. Kahvaltı sonrasından başlayarak toplam 3 ara öğün alınız.
- Ara öğünlerde en doğru tercih taze veya kuru meyvelerdir.
- Bayram tatlılarını ana yemeklerin ardından değil ara öğünlerinizde almalısınız. Şerbetli, kaymaklı, hamurlu tatlılar yerine sütlü meyveleri tercih etmeye özen göstermelisiniz. 2 baklava, 1 kase sütlü tatlı, 2 top profiterol, 1 parça kabak tatlısı gibi porsiyonu aşmayacak ve GÜNDE 1 KEREYE MAHSUS olacak şekilde tatlı tüketmeniz sorun yaratmaz. Fakat şeker hastalarının bu konuda şekersiz veya tatlandırıcı ile hazırlanmış tatlı tercih etmeleri gerekmektedir.
- Bayram ziyaretleri sırasında meyve suları yerine açık çay veya bitki çayları tercih edilmelidir. Asitli içecekler, soda benzeri içecekleri 1 bardağı geçmeyecek şekilde alınabilir. Yemeklerin yanında sıvı almak zorunda değilsiniz. Bu tip alışkanlıkların değiştirilmesi gerekir. Yemekle beraber alınan meyve suları ve asitli gıdalar mide asidini artırır ve şişkinlik yaparlar. Su yemekle alınması öngörülen tek içecektir.
Öğle ve akşam öğünlerinde yediklerinizi çeşitlendirmelisiniz.
- Kurban bayramının olmazsa olmazı kırmız eti elbette tüketebilirsiniz. Dünya sağlık örgütü haftada 2 kere kırmızı et tüketiminin sağlığa katkısını önemle vurgulayarak tüketilmesini önermektedir. Fakat bayram süresince her öğününüzde kırmızı et tüketmemelisiniz. Tavuk, balık veya kırmızı et tüketimi kişiye göre değişen porsiyonlarda ortalama 4–6 köfte kadarı geçmeyecek şekilde tüketilmelidir. Et hakkınızı 2 öğüne de paylaştırabilirsiniz.
- Etin pişirilme yöntemi çok önemlidir. Hayvansal kaynaklı olan bu besinler kızartma veya kavurma şeklinde tüketilince sağlığı tehdit edici bir rol alır. “Bayram süresi kısa azıcıktan bir şey olmaz” diye düşünmeyin. Bu bahanenin altına girmeyin. 1 köfte büyüklüğünde et ortalama 69 kaloridir. Bu etin 45 kalorisi yağdan gelir. Yani %60’ı yağdır. Bu sebeple kızartma yapmak yerine kendi yağında ızgara, fırında veya tencere yemeği şeklinde pişirilmesi gerekir.
- Bayramda kesilen hayvanın etinin muhakkak dinlendirilmesi gerekir. Yeni kesilen hayvan etleri ölüm sertliği dediğimiz sindirimi ve pişimi zor bir halde olur. Bu sebeple çalışmalar 1 gün dinlenmiş et tüketimini bu dönemde önemle vurgulamaktadır. Yeni kesilen kırmızı et geç pişecektir ve tüketilirse sindirimi zorlaştıracaktır.
- Eti hazırlarken kullandığınız doğrama tahtalarında sebzelerin doğrama işlemini yapmayınız. Doğrama tahtasında pişmemiş etin bakterleri bıçağa ve oradan tahtaya geçer. Sonrasında aynı tahtanın sebzeye de kullanılması ile en fazla görülen gıda zehirlenmesi oluşmaktadır.
- Bayram etlerinin kendi yağında kısık ateşte pişirilmesi en sağlıklı yöntemdir. Etin içerisinde C ve E vitamini yoktur. Sebzelerle tüketilmesi ile ette bulunan demirin emilimi artar ve etin biyoyararlılığı artar. Pişirme esnasında soğan, sarımsak, yeşil ve kırmızıbiber, domates ve benzeri sebzelerle birlikte pişirilmesi hem etin tadını zenginleştirir, hem de etin kan kolesterolünü yükseltme etkisini en aza indirmektedir.
- Etli yemeklerin yanında bol salatanın tüketilmesi de çok önemlidir. 3–4 gün üst üste et tüketimi bağırsak problemlerini arttırır. Kabızlık en çok karşılaştığımız sorundur. Bu sebeple yemeklerin yanında muhakkak salata tüketmelisiniz.
- Et mangalda pişirilecekse en az 15cm uzakta ve yavaş yavaş pişirilmelidir. Kömürleştirilen ve mangala yakın olarak pişirilen etler kanser riski taşır. Etin iyi pişmesi için mangalda yavaş yavaş pişirilmelidir. Etin mangala yakın pişirilmesi B vitamini kayıpları oluşturur.
- Eti pişirmeden önce marinasyon yöntemi de daha iyi pişmesini sağlar. Bunun için sarımsak, soğan, limon suyu, salça, süt, baharatlar az miktarda ete karıştırılarak et dinlendirilmelidir.
- Bir öğününüzde et tüketecekseniz diğer öğününüzü sebze yemeği gibi tencere yemekleri ile değiştirmelisiniz. Ya da her iki öğününüzde az miktarlarda et ve yanına sebze yemekleri ile zengin bir öğünde oluşturabilirsiniz.
- Yemeklerinizde tamamlayıcı olması açısından pilav makarnayı değil, çorba ve yoğurdu tercih ediniz. Gün içinde yeteri kadar karbonhidrat tüketeceğiniz için öğünlerde sadece tam tahıllı ekmekler tüketmelisiniz. Pilav veya makarna sizi doyurmak yerine kısa sürede acıktıracaktır. Çok arzu ederseniz de 2-3 yemek kaşığını geçmeyecek şekilde tüketiniz.
- Kurban bayramı ile beraber sakatat tüketimi de artar. Özellikle kalp hastalarının, hipertansiyonlu hastaların ve böbrek hastalarının sakatat tüketmesi sakıncalıdır.
BAYRAMDA KENDİNİZE VAKİT AYIRIN: AÇIK HAVADA YÜRÜYÜN
Gün içinde yapacağınız dinamik şekilde orta tempolu bir yürüyüş de metabolizmanızı hızlandırarak o gün aldığınız fazla kalorinin harcanmasında destek olacaktır. Ayrıca seratonin hormonunu salgılatarak sizi dinlenmiş ve daha mutlu edecektir. Size motivasyon sağlayarak fiziksel ve zihinsel sağlığa katkı sağlar.
YANINIZDA SU TAŞIYIN
Su her zaman olduğu gibi hep ihmal edilen asında vücuda yararı saymakla bitmeyecek bir içecektir. Bol bol su içmeniz sizin açlık duygunuzu da bastırarak sürekli bir şeyler yeme isteğini azaltır ve atıştırmaların önüne geçer. Yanınızda şişe su taşımak ve misafirlikte en az 2 bardak su içmek size kazanç sağlar. Günlük 10 bardak su alınmalıdır.
Yemekleri yerken iyi çiğnemeye özen gösteriniz. Küçük lokmalarla ve yavaş yavaş tüketmek sindirime destek olur.
Unutmayın bayramlar güzel duyguların paylaşılması gerektiği zamanlardır. Sağlıksız beslenme ile 4 günlük bayram tatilinde kendinize eziyet etmeyin. İkramlara doyumluk değil tadımlık bakmalısınız. Her şeyden yemek zorunda değilsiniz. Midenizin bayrama ihtiyacı yoktur.
habertürk



