Categories

Archive for the ‘Öneriler’ Category

Mutlu ve Sağlıklı Yaşam İçin Bol Sıvı Tüketin

su-icmek

Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Yasemin Beyhan, yaşamak için oksijen kadar gerekli olan su ve sıvı tüketiminin Türkiye’de ihmal edilen bir konu olduğunu ifade ederek, ”Sağlıklı bir yaşam için su ve sıvı tüketiminin her gün özenli ve dengeli bir biçimde sürdürülmesi gerekiyor” dedi.

AA muhabirine açıklama yapan Beyhan, yeterli ve dengeli beslenme konusundaki çalışmaların, bilinç düzeyinin yükseltilmesinde etkili olduğunu ifade ederek, ancak su ve sıvı tüketiminin öneminin halen çok bilinmediğini belirtti.

Vücudun sıvı gereksiniminin yaşa, cinsiyete, vücut ağırlığına veya yapılan fiziksel aktivite durumuna göre değiştiğini anlatan Beyhan, günlük kaybedilen sıvı miktarının çevre şartlarına göre değiştiğini, bu nedenle alınan sıvı miktarı ile tüketilen miktarın dengeli olması gerektiğini bildirdi.

Beyhan, bu dengeyi sağlamak ve dehidrasyon, böbrek taşı ve daha birçok önemli sağlık sorunundan kaçınmak için günlük olarak sağlıklı erişkin bir erkeğin yaklaşık 3 litre (13 bardak), kadının ise 2 litre (9 bardak) su tüketmesi gerektiğini kaydetti.

Su ve sıvı gereksinimi konusuna özellikle yaşlılar, bebekler, gebeler, emziren anneler, sporcular ağır ve tehlikeli işlerde çalışanlarda daha çok dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Beyhan, ”Herkesin bildiği temel beş madde var, protein, karbonhidrat, yağlar, vitamin ve mineraller. Çok üzerinde durmadıklarımız ise su, posa ve bitkisel-kimyasallar dediğimiz besin bileşenleri de yaşamın sürdürülmesi ve sağlık için son derece önemli bileşiklerdir” dedi.

Beyhan, Dernek olarak amaçlarının, halkın beslenme bilincini geliştirmek, bulunduğu koşullar içinde başta ekonomik olmak üzere en iyi beslenme şeklini öğretmek olduğunu ve yapılan çalışmalar sonucunda da bu konuda bilinç düzeyinin yükseltilmesinde önemli adımlar atıldığını ifade etti. Yaşamak için oksijen kadar gerekli olan su ve sıvı tüketiminin Türkiye’de ihmal edilen bir konu olduğunu fark ettiklerini belirten Beyhan, ”Sağlıklı bir yaşam için su ve sıvı tüketiminin her gün özenli ve dengeli bir biçimde sürdürülmesi gerekiyor” diye konuştu.

Yeterince sıvı tüketiminin önemi konusunda toplumda farkındalık yaratmak adına merkezi Amerika’da bulunan Uluslararası Yaşam Bilimleri Enstitüsü (ILIS) ile İstanbul’da bir konferans düzenlediklerini anlatan Beyhan, 7 Aralıkta Ritz Carlton Otel’de yapılacak konferansta, sıvı tüketimi konusunun, çeşitli boyutlarda ele alınacağını kaydetti.

Beyhan, ”Su, yaşam için elzem bir besindir. Son yıllarda yapılan çalışmalar suyun bir besin ögesi, besleyici öge olarak kabul edilmesi üzerinde yoğunlaşıyor” diye konuştu.

Yaşa bağlı olarak insan vücudunun yüzde 50-70’sinin sudan oluştuğunu aktaran Beyhan, hücrelere bir takım yararlı moleküllerin taşınması, hücre ve barsaklardan artık, toksik ögeler ve serbest radikaller denilen, insanı kansere kadar götürebilecek bir takım toksik moleküllerin atılmasının sıvı ile sağlandığını belirtti.

Beyhan ”İnsan yavrusu fetus anne karnında sıvı bir ortam içerisinde. Dolayısıyla sıvının önemi ta anne karnında başlıyor, yaşamın sonuna kadar devam ediyor” dedi.

-”SUSAMA DUYGUSU GELİŞMEMİŞ OLABİLİYOR”-

Sıvı gereksiniminin susama duygusuyla bağlantılı olarak değerlendirilmesinin çok tehlikeli olduğuna dikkati çeken Beyhan, şöyle devan etti:

”Nasıl olsa susama duygusu sıvı gereksinimimizi karşılamamıza yeter diyoruz. İşte burada sorun başlıyor. Her zaman insanlarda susama duygusu gelişmemiş olabiliyor. Onun için susama duygusunu beklemeden, belirli aralıklarla ve bulunduğumuz duruma uygun olarak sıvı tüketmeliyiz.

Sıcak havalarda, ağır işlerde çalışanlar, bebeklerde, sıcak ortamda oynayan çocuklar, susama duygusu akla gelmeyebilir, gelişemeyebilir. Vücudun susuz kalması çok büyük sorunlara yol açabilir. Bu sorunların başında metabolizmanın yavaş işlemesi geliyor. Vücuttan yüzde 1 kadar bile ağırlık kaybı ile karakterize olan sıvı kaybı zihinsel bulanıklıklara, dikkat ve algılamalarda eksikliklere neden olur. Bu durum çocuklarda söz konusuysa okul başarısını etkiliyor, çalışan için söz konusuysa yaptığı işe konsantre olamamasını ve verimlilik gösterememesine neden oluyor.”

Beyhan, yurt dışında maden işçileri üzerinde yapılan bir çalışmanın iş kazalarının haziran ve temmuz aylarında yoğunlukla görüldüğünü bunun da işçilerin aşırı derecede dehidrasyon denilen sıvı kaybı ile ilintili olduğunu gösterdiğini aktardı.

Normal insanlar günlük sıvı ihtiyacını 2-2,5 litre ile karşılayabilirken ağır işlerde çalışanlarda bunun 4-5 litreye kadar çıkabildiğini ifade eden Beyhan, vücudunu sıvı gereksiniminin ağırlık değişimleriyle saptanabildiğini söyledi.

Kas dokusu sıvı yönünden daha zengin olduğunu, yağ oranı yüksek olanlarda sıvı oranın daha düşük seviyelerde bulunduğunu belirten Beyhan, ”O nedenle obezlere hem tok tutması, hem enerji metabolizmasını hızlandırması hem de toksik ögelerin atılması ve antioksidan aktivitenin daha iyi işleyebilmesi için bol bol sıvı tüketmelerini öneririz. Bazıları bunda aşırıya kaçabilir. Normal koşullarda yetişkinlere 8 bardaktan az, 20 bardaktan çok tüketmeyin deriz” diye konuştu.

Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Yasemin Beyhan, sıvı tüketiminin sadece su ile sınırlandırılmaması, hiyjenik içme suyunun yanı sıra çay, ayran, kahve, enerjisi düşük içeçekler, çeşitli çaylar, çorbalar, ayran, süt, limonata, boza ve salep tüketilebileceğini dile getirerek, ”Ofiste çalışırken kah çayımızı, kah suyumuzu içerek, öğlen çorba ve sebze ve meyve tüketerek gün boyu sıvı ihtiyacımızı karşılayabiliriz” dedi.

İleri derecede dehidrasyonun ileri derecede çok ciddi sorunlara hatta ölüme bile yol açabildiğine dikkat çeken Beyhan, ”Çünkü dehidrasyonda sadece sıvı kaybı olmuyor, elektrolit dediğimiz sodyum potasyum, magnezyum gibi çok önemli fonksiyonları olan elektrolitlerin de kaybı söz konusu” diye konuştu.

-”İLAÇ ALAN HERKES BOL BOL SIVI TÜKETMELİ”-

Yasemin Beyhan, ister virütik ister bakteriyel nedenle olsun hastalık durumunda kandaki toksik öğelerin arttığını hatırlatarak, hastalık sırasında hem bu toksik ögelerin hem de tedavide kullanılan ilaçlar nedeniyle kimyasal metabolik artıkların vücutta biriktiğine dikkati çekti.

Hem toksik ögelerin hem de ilaçların kimyasal artıkların vücuttan atılması için hastalık döneminde sıvı tüketimine çok önem verilmesi gerektiğini kaydeden Beyhan, şöyle devam etti:

”Hele bu sıvılar, vitamin ve mineraller yönünden zengin bir sıvı olursa hastalığın tedavisinde daha çok amaca hizmet edecektir ve çok yönlü bir yarar sağlayacaktır. Mesela kanser hastaları çok yoğun kemoterapi ve radyasyon alıyorlar. Vücutlarında çok fazla serbest radikal oluşuyor. Çok fazla kimyasal metabolik artıklar birikiyor. Bunların hepsinin vücuttan bir an önce atılması gerekiyor. Onun için biz o hastalara 20-30 dakikada bir su içmesini öneriyoruz. İlaç alan herkes bol bol sıvı tüketmeli. Bir tableti 2 bardak su ile için diyoruz. Hem ilacın etkinliğini artırmak hem de ilacın metabolik artıklarını atmak için önemli.”

Yasemin Beyhan, doyma duygusunu geliştirmesi açısından sıvıyla birlikte yemeklerin tüketilmesi önerisinde bulunarak, ”Yemekle birlikte bir sıvı aldığınızda daha çabuk doyarsınız, örneğin yemeğin başında çorba içersek daha çabuk doyarız. Sıvı, ister yemek öncesi, ister sırası, ister sonrasında aşırıya kaçmamak şartıyla her zaman tüketilebilir” dedi.

En yararlı yiyeceğin bile fazla tüketildiğinde olumsuz etkileri olduğuna dikkati çeken Beyhan, hiçbir şeyin aşırısını önermediklerini, bir çeşitlilik içerisinde her şeyin tüketilmesi gerektiğini kaydetti.

Beyhan, şunları söyledi:

”Beslenme ve diyetetik profesyonelleri olarak, besinleri, miktar, çeşitlilik, besin değeri korunumunu en yüksek düzeyde sağlayarak, tüketim sıklığını ve öğünlere dağılımını iyi ayarlayarak, hijyenik ve ekonomik olarak tüketilmesini öneriyoruz. Nasıl tek yönlü beslenme önermiyorsak, içecek tüketiminde de tek yönlü tüketimi önermiyoruz. Sıvı tüketiminde de çeşitlilik her zaman önerdiğimiz bir durum.”

AA

Cilt Lekeleri Sorununa Çözüm

cilt

İlerleyen yaş, güneş ışınları ve çeşitli sebeplerle oluşan deri lekelenmeleri çoğumuzun korkulu rüyasıdır. Ancak teknoloji bu soruna da çözüm sunuyor. Deri Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Emel Erkek deri lekelenmelerine karşı uygulanan en son yöntem olan ‘lazer tedavisi’ hakkında bilgi verdi.

Lazer normal deriye zarar vermeden tedaviyi sağlıyor
Leke tedavisinde yeni geliştirilmiş bir teknik olan lazerde, özel dalga boyunda ışınlar kullanılarak pigment içeren hücrelerin harap edilmesi, deriye renk veren melanin pigmentinin yıkılması veya derinin en üst tabakasının soyulması ile lekeler yok ediliyor. Lazer sistemleriyle yapılan uygulamalarda etraftaki normal deriye zarar vermeden lekelerin tedavisi mümkün oluyor. Lazer hem yüzeysel, hem de derin lekelerin tedavisinde başarı ile kullanılıyor. Lazerle leke tedavisi en sık yüze yapılmakla birlikte boyun, el üstleri ve diğer vücut bölgelerine de uygulanabiliyor.

Lekelenme daha çok yüz, boyun ve el üstlerinde oluşuyor
Deri lekelenmeleri ilerleyen yaş ve güneş ışınlarının yanı sıra hormonal, genetik faktörler, ilaç ve kozmetik kullanımının yanı sıra metabolik hastalıklar sebebiyle de oluşabiliyor. Lekelenme doğumsal olabileceği gibi, sonradan da edinilebiliyor. Derinin en üst tabakası veya deri altı tabaka ile ilişkili olabilen lekelenme, mekanizma olarak melanin pigmentinin artışına veya melanin-dışı pigment birikimine bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Daha çok koyu tenli kişilerde görülen deri lekelenmesi yüz, boyun V’si ve el üstleri gibi kronik olarak güneşe maruz kalan deri bölgelerinde belirgin oluyor.

Leke yüzeysel ya da yeni ise tedaviye yanıt şansı yüksek!
Çoğu zaman kozmetik problemden ibaret olan deri lekelerinin bazıları kansere dönüşüm olasılığını barındırıyor. Güneş ışınlarının yalnızca lekelenme oluşumunda değil, varolan leke bölgelerinin kararmasında ve leke üzerinde kanser oluşumunda da önemli rolü bulunuyor. Leke tedavisinde en temel prensip güneşten korunmadır. Bu sağlandıktan sonra lekelenmenin tipine göre uygun tedavi seçenekleri gözden geçirilebiliyor. Genel olarak lekelenme ne kadar yüzeyselse ve ne kadar yeni ise, tedaviye yanıtı o derece olumlu oluyor.

Habertürk

Stres İle Baş Etmenin Yolları Nelerdir

Çikolatastres

Yapılan araştırmalar muz, domates ve çinko içeren yiyeceklerin kişiler üzerinde sakinleştirici etki yarattığını gösteriyor. Fakat bunlar içinde en popüleri kısa sürede mutluluk hormonu salgılamayı sağlayan çikolata. Çikolatanın yüksek kalorisinden kaçınmak isteyenler ise stresli anlarında salep içmeyi deneyebilirler.

Akupunktur

2500 yıldan fazla süredir kullanılan bu yöntem stresi azaltmanın yanı sıra sigarayı bırakma, zayıflama ve birçok hastalığın yan tedavisinde olumlu sonuçlar veriyor.

Papatya çayı

Doğada benzer sakinleştirici etki gösteren bitkilerin çayları arasında en popüler olanı papatya çayı. Papatya bitkisinin içeriğindeki özel yağlar beyin ve sinir sistemi üzerinde sakinleştirici ilaçların etkisini gösteriyor.

Arkadaşlar

Sıkıntılı anlarını arkadaşlarıyla paylaşanların yalnız baş etmeye çalışanlara göre stresten daha az etkilendikleri bilimsel araştırmalar tarafından da destekleniyor. Uzmanlar bu nedenle olumlu bakış açısı olan arkadaşları seçmenizi öneriyor.

Müzik dinlemek

Geçmişte ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılan müzik dinlemek, yapılan araştırmalara göre de kasları gevşetiyor, sakinleştiriyor ve mutluluk hormonu salgılanmasını sağlıyor.

TV izlemek

Yoğun geçen günün ardından televizyonun karşısına geçmekten sıradan olduğu için şikayet etseniz de uzmanlar bunun bir tür terapi olduğunu söylüyorlar. Renkli görüntüler akarken siz stres yaratan konulardan uzaklaşarak vücudunuzu stresten önceki dengesine kavuşturuyorsunuz.

Hayal Kurma

Gözlerinizi kapatıp en çok olmasını istediğiniz şeyi düşünmek vücudunuzda mutluluk hormonu salgılayarak, kaslarınızı gevşetiyor. Gerçekçiliği yitirmeme koşuluyla hayal gücünü geliştirmek stresle iyi bir baş etme tekniği.

Vatan

Şiddetli Mide Ağrısı Olanlara Özel Diyet

mide-agrisi-diyet

Sakarya Vatan Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Hüsnü Yeşilot, çeşitli mide rahatsızlıkları sebebiyle mide ağrıları çekenlere özel bir mide koruma diyeti hazırladı. Yeşilot, bu koruma diyetinin uygulandığı taktirde mide ağrıları ve şikayetlerinin sona ereceğini söyledi.

Hastalarına neyi yiyecekleri, neyi yiyemeyeceklerinin belirtildiği ‘Mide koruma Diyeti’ ismi altında bir liste oluşturan Yeşilot, bu listeyi bütün hastalarına muayeneden sonra veriyor. İki kısımda oluşan diyet listesinde mide için faydalı ve zararlı yiyecekler sıralanıyor. Yeşilot, midesi sağlam olsun olmasın herkesin çok üzüntü ve fazla heyecandan kaçınması, yemekten sonra hemen hareket yerine bir süre dinlenmesi, aşırı soğuk ve sıcak yememesi, çürük dişlerin yapılması, düzenli ve az yenilmesini tavsiye ediyor.

Yeşilot’un mide koruma diyetine göre yenmesi gereken yiyecekler şunlar: “Tuzsuz beyaz peynir, kaymaksız süt, çok çok açık çay, haşlama yumurtanın beyazı, azar azar arı balı, pirinç, şehriye, yayla, domates çorbası, evde yapılan komposto, taze yoğurt, sütlaç, muhallebi, haşlama makarna, haşlama patates, patates püre, pirinç lapa, sebzeli köfte, ızgara köfte, ızgara balık, haşlama et, haşlama tavuk, buğulama balık, olgun muz, portakal suyu, taze ayran, taze kabak dolma, taze fasulye yemeği, semiz otu yemeği.”

Yeşilot’un mide koruma diyetine göre yenmemesi gerekenler de şöyle: “Lahmacun, çiğ köfte, bulgur pilavı, demli çay, kola, kahve, limon, çilek, ham ve olgunlaşmamış ekşi meyveler, lahana, pırasa, soğan, sarımsak, kereviz, bol baharat, tuzlu ve turşular, alkollü içecekler, sirke.”

habertürk

Çocuklarda Reflü ve Nedeni

asci-bebek-yemektat

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mahir Gülcan, reflünün çocuklarda çok sık görüldüğünü belirterek “Çocuklarda doğuştan ve sonradan olmak üzere iki çeşit reflü gelişebilir,” diyor. Yeni doğmuş bir bebekte bile reflü görülebiliyor. Bebeklerde reflü, yemek borusuyla mide arasındaki kapakçık sisteminin olgunlaşmamasıyla ilgili. Eskiden bu hastalığa tanı koyulamadığı için bilinmiyordu ve farklı tedavilerle bebek iyileştirilmeye çalışılıyordu.

Bebeklerde reflünün en belirgin belirtisi kusmadır. Bu kusmalar genellikle durdurulamayan, sürekli, her yemekten sonra olan kusmalar. Çocuktaki normal kusmalardan çok daha şiddetli. Bu hastaların birçoğu 1 yaş civarında kapakçık sisteminin olgunlaşmasıyla düzelir. Ama bir kısmı düzelmez ve ilaç tedavisine devam edilir. Az sayıda da olsa düzelme olmayanlarda cerrahi tedavi yoluna gidilir.

Çocuklarda doğuştan olmayan reflüyse genellikle 6-7 yaşlarında ortaya çıkar. 6-7 yaşlarındaki çocuklardaki mekanizma da büyüklerdeki gibi beslenme ve yaşam biçimiyle ilgili.

Buket Cengizalp /  Mopther&Baby

Mutlu Bir Biçimde 4 Günde Sigarayı Bırakmanın Yolu

sigara-4-gunde-birak

Bazı hastanelerde bulunan ışın cihazı sayesinde, 4 gün 25′er dakikalık seanslara girenler, endorfin (mutluluk hormonu) salgıları yeniden başlatılarak sigara bağımlılığından kurtuluyor.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, kapalı mekanlara sigara içilmesinin tümüyle yasaklanması, son olarak da sigara paketlerinin üzerine, sigaranın yol açtığı zararları gösteren fotoğrafların konulması, sigarayı bırakmak isteyen kişilerin sayısını artırdı.

Yapılan araştırmaya göre de sigara içenlerin büyük bölümü, akciğer kanserinin en büyük nedeni olan sigaradan, öksürme, gıdaların gerçek lezzetini almama, diş sararması gibi şikayetler nedeniyle kurtulmak istiyor, ancak bağımlılık yapan nikotin nedeniyle sigaranın profesyonel yardım alınmadan bırakılması kişiyi oldukça zorluyor.

Uzmanlar, sigarayı bırakmanın tek başına ve klinik destek almadan gerçekleştirilmesinin son derece zor olduğunu, sigaradan tümüyle kurtulma konusunda kesin kararını vermiş kişilerin resmi ve özel hastanelerdeki sigarayı bıraktırma merkezlerine gitmelerini istiyor.

-HİÇBİR ŞEKİLDE AĞRI VE SANCI YOK-

Bazı hastanelerde bulunan ışın cihazı sayesinde, 4 gün 15′er dakikalık seanslara girenler, endorfin salgıları yeniden başlatılarak sigara bağımlılığından kurtuluyor. Bu işlem sırasında, kişi hiçbir şekilde ağrı ya da sızı hissetmiyor.

Konya Özel Nakipoğlu Hastanesi Başhekimi Dr. Kutsi Öncü, ‘Sigarayı bu yöntemle bırakmak çok kolay, ancak pek çok kişi bunu bilmiyor. Oysa 4 günde, 25 dakikalık seanslarımıza giren sigarayı yüzde 90 bırakıyor’ dedi.

-İKİNCİ SEANSTAN SONRA TİRYAKİYE SİGARA CAZİP GELMİYOR-

Bu işlem için, sigaraya bir ayda ödenen kadar, yani çok cüzi bir ücret aldıklarını anlatan Dr. Öncü, şunları kaydetti:

‘Pek çok kişi bu sigarayı bıraktırma yöntemini, bu yöntemle sigarayı bırakmış bir tanıdığından öğreniyor, bize öyle geliyor. Bu teknikle enfraruj ışınları vücudun akupunktura duyarlı 35 noktasına birden uyguluyoruz. Bu noktalardan ışınsal uyarıyla ara mesajcılar harekete geçerek, beyine, endorfin salgılaması talimatını veriyor. Böylece, tiryakinin aldığı nikotin nedeniyle artık vücuduna salgılanmayan endorfin hormonu, yeniden yoğun şekilde harekete geçiyor. Artık kişi, nikotinle değil vücudunun doğal olarak salgıladığı endorfin hormonuyla mutlu olmaya başlıyor. İşin güzel tarafı şu, nikotin ve endorfin birbirine adeta düşman. Vücut bu tedavinin 2. seansından itibaren mutluluk hormonu salgılamaya başladığı için, kişi sigaradan zevk almadığı gibi sigara artık bu kişiye cazip bir madde olarak gelmiyor.’

Bu yöntemin özellikle büyük şehirlerde bazı hastanelerde bulunduğuna işaret eden Dr. Öncü, sigarayı bırakmaya azmetmiş herkesin bu yöntemle hiç zorlanmadan nikotin bağımlılığından kurtulabileceğini, hem kendisi hem de ailesi için sağlıklı bir yaşama başlayacağını vurguladı.

Dr. Öncü, bu tedavinin tek şartının uygulamaya başlamadan önce kişinin 24 saat hiç sigara içmemiş olması gerektiğini, tedavi süresince ve sonrasındaki bir haftalık dönemde, vücuttaki sigara zehrinin hızla atılabilmesi için bol su içilmesi ve günde 3 kez 250 gram yoğurt tüketilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

AA

Bayramda Midenize Özen Gösterin

asiri-yemek

Bayramlar büyük küçük tüm ailenin bir araya geldiği, güzel duyguların paylaşıldığı vakitlerdir. Kurban bayramında eşsiz yemeklerin bulunduğu aile sofraları ile tatlı ikramları, et ve hamur işi besin tüketimi arttırmaktadır.

Kontrolsüz ve düzensiz beslenilerek geçirilen bu keyifli günlerin sonu vücudumuzda eziyete dönüşmektedir.  Aşırı miktarda ve düzensiz alınan yağlı besinler kilo alımına ve yağlanmaya neden olmaktadır. Bu sebeple bayramda doğru beslenme önerilerine kulak vermek gerekir…

Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın, “Kurban bayramında dikkat edilmesi gerekenler” hakkında bilgi verdi.

PROTEİN TÜKETİMİNDE AŞIRIYA KAÇILMAMALIDIR!

Kurban bayramında günlük beslenmede en çok tüketilen besin grubu ettir.  Kırmızı et tüketimi sağlıklı beslenmede olmazsa olmazlar arasında olsa da, fazla miktarda alımının sağlığı bozucu etkilerinden dolayı miktarı kişinin sağlık durumuna ve yaşına göre sınırlandırılmalıdır. Doymuş yağ ve kolesterol içeriğinin yüksek olması nedeniyle kronik hastalığı olanların 2 öğünde de yüksek miktarda kırmızı et alması sakıncalıdır.

Kırmızı etin dışında peynir çeşitleri, yumurta, organ etleri, şarküteri besinler ile tahıl ve kuru baklagillerde de protein vardır. Bayram günlerinde protein alımı sadece kırmızı et değildir. Böreğinden menemenine, sucuktan pastırmasına, tereyağından peynirine tükettiğimiz birçok kahvaltılık hayvansal kaynaklı proteinli besinlerden oluşur. Sonraki öğünlerde tüketilen yoğurt, ayran ve yoğurtlu tereyağlı çorbalar ile aralarda tüketilen tatlıların birçoğunda protein bulunmaktadır.   Dolayısı ile fazla tüketim sonucunda sağlığı bozucu hal almaktadır.

TATLIYA VE HAMUR İŞİNE HAYIR DEMEYİ ÖĞRENMELİSİNİZ!
El açması börekler, baklavalar, mantı ve şekerlemeler bayramın vazgeçilmezleri arasındadır. Ziyaretlerde “ bizler için hazırlanmış tadına bakmazsak ayıp olur mantığı ile hareket ederek kırmak istememek “dile getirilen bahanedir. Burada bilinmesi gereken nokta bu besinlerin zararlı olduğu değil fazla miktarlarda tüketilmemesi gerektiğidir. Ayrıca tüketim sıklığıdır. Aynı gün içinde hem börek hem mantı hem baklava tüketilmemelidir. Mide sindirim problemlerinin dışında, kronik hastalığı olanlar ve hastalar normal beslenmesinden farksız diyetlerine devam etmeliler.

Bayram aynı zamanda mideye yapılan bir bayram değildir. Özellikle kronik hastalığı olanlar miktarlarını her zaman olduğu gibi tutarak diyetlerini yapmalılar. Özellikle sakatatlardan uzak durmaları gerekir. Diyabetik diyeti olanların tatlı tercihleri sütlü tatlılar ve tatlandırıcı ile hazırlanmış alternatifler olmalıdır.

Yine gastrit, reflü gibi mide sindirim problemi olan herkesin yağlı ve baharatlı yemeklerden uzak beslenmesi önerilmektedir.

BAYRAMDA GÜZEL TATLAR TADARKEN SAĞLIKLI BESLENEBİLMEK İÇİN;

Güne mutlaka dinamik ve sıkı bir kahvaltıya başlamalısınız.
-    Kahvaltıda daha az yağlı peynir tercih edilmelidir.
-    Zeytin tüketiminde 5–8 adeti geçmeyiniz.
-    Kahvaltıda ekmeğinize yağ sürmeyiniz veya masada baharatlı ekmeğinizle banmalık zeytinyağı bulundurmayınız. Unutmayın tüketeceğiniz 5 zeytin 1 tatlı kaşığı zeytin yağ kalorisindedir.
-    Masaya tereyağ veya kaymak çıkarmayınız.
-    Kahvaltıda mutlaka 1–2 dilim tam tahıllı ekmekler tüketin.
-    Kahvaltıda börek simit veya yöresel hamur işi besinlerden herhangi birini küçük bir dilime eşdeğer olacak şekilde tüketebilirsiniz. Kronik hastalığı olanların daha dikkatli tüketmeleri gerekir.
-    Kahvaltıda mutlaka domates, salatalık, maydanoz, biber gibi çiğ sebzeleri bulundurunuz.
Ara öğünlerinizi ihmal etmeyiniz. Sık sık beslenmeniz bir öğünde çok fazla tüketimi engeller. Kahvaltı sonrasından başlayarak toplam 3 ara öğün alınız.
-    Ara öğünlerde en doğru tercih taze veya kuru meyvelerdir.
-    Bayram tatlılarını ana yemeklerin ardından değil ara öğünlerinizde almalısınız. Şerbetli, kaymaklı, hamurlu tatlılar yerine sütlü meyveleri tercih etmeye özen göstermelisiniz. 2 baklava, 1 kase sütlü tatlı, 2 top profiterol, 1 parça kabak tatlısı gibi porsiyonu aşmayacak ve GÜNDE 1 KEREYE MAHSUS olacak şekilde tatlı tüketmeniz sorun yaratmaz. Fakat şeker hastalarının bu konuda şekersiz veya tatlandırıcı ile hazırlanmış tatlı tercih etmeleri gerekmektedir.
-    Bayram ziyaretleri sırasında meyve suları yerine açık çay veya bitki çayları tercih edilmelidir. Asitli içecekler, soda benzeri içecekleri 1 bardağı geçmeyecek şekilde alınabilir.  Yemeklerin yanında sıvı almak zorunda değilsiniz. Bu tip alışkanlıkların değiştirilmesi gerekir. Yemekle beraber alınan meyve suları ve asitli gıdalar mide asidini artırır ve şişkinlik yaparlar. Su yemekle alınması öngörülen tek içecektir.
Öğle ve akşam öğünlerinde yediklerinizi çeşitlendirmelisiniz.
-    Kurban bayramının olmazsa olmazı kırmız eti elbette tüketebilirsiniz. Dünya sağlık örgütü haftada 2 kere kırmızı et tüketiminin sağlığa katkısını önemle vurgulayarak tüketilmesini önermektedir. Fakat bayram süresince her öğününüzde kırmızı et tüketmemelisiniz. Tavuk, balık veya kırmızı et tüketimi kişiye göre değişen porsiyonlarda ortalama 4–6 köfte kadarı geçmeyecek şekilde tüketilmelidir.  Et hakkınızı 2 öğüne de paylaştırabilirsiniz.
-    Etin pişirilme yöntemi çok önemlidir. Hayvansal kaynaklı olan bu besinler kızartma veya kavurma şeklinde tüketilince sağlığı tehdit edici bir rol alır. “Bayram süresi kısa azıcıktan bir şey olmaz” diye düşünmeyin. Bu bahanenin altına girmeyin. 1 köfte büyüklüğünde et ortalama 69 kaloridir. Bu etin 45 kalorisi yağdan gelir. Yani %60’ı yağdır. Bu sebeple kızartma yapmak yerine kendi yağında ızgara, fırında veya tencere yemeği şeklinde pişirilmesi gerekir.
-    Bayramda kesilen hayvanın etinin muhakkak dinlendirilmesi gerekir. Yeni kesilen hayvan etleri ölüm sertliği dediğimiz sindirimi ve pişimi zor bir halde olur. Bu sebeple çalışmalar 1 gün dinlenmiş et tüketimini bu dönemde önemle vurgulamaktadır. Yeni kesilen kırmızı et geç pişecektir ve tüketilirse sindirimi zorlaştıracaktır.
-    Eti hazırlarken kullandığınız doğrama tahtalarında sebzelerin doğrama işlemini yapmayınız. Doğrama tahtasında pişmemiş etin bakterleri bıçağa ve oradan tahtaya geçer. Sonrasında aynı tahtanın sebzeye de kullanılması ile en fazla görülen gıda zehirlenmesi oluşmaktadır.
-    Bayram etlerinin kendi yağında kısık ateşte pişirilmesi en sağlıklı yöntemdir. Etin içerisinde C ve E vitamini yoktur. Sebzelerle tüketilmesi ile ette bulunan demirin emilimi artar ve etin biyoyararlılığı artar. Pişirme esnasında soğan, sarımsak, yeşil ve kırmızıbiber, domates ve benzeri sebzelerle birlikte pişirilmesi hem etin tadını zenginleştirir, hem de etin kan kolesterolünü yükseltme etkisini en aza indirmektedir.
-    Etli yemeklerin yanında bol salatanın tüketilmesi de çok önemlidir. 3–4 gün üst üste et tüketimi bağırsak problemlerini arttırır. Kabızlık en çok karşılaştığımız sorundur. Bu sebeple yemeklerin yanında muhakkak salata tüketmelisiniz.
-    Et mangalda pişirilecekse en az 15cm uzakta ve yavaş yavaş pişirilmelidir. Kömürleştirilen ve mangala yakın olarak pişirilen etler kanser riski taşır. Etin iyi pişmesi için mangalda yavaş yavaş pişirilmelidir. Etin mangala yakın pişirilmesi B vitamini kayıpları oluşturur.
-    Eti pişirmeden önce marinasyon yöntemi de daha iyi pişmesini sağlar. Bunun için sarımsak, soğan, limon suyu, salça, süt, baharatlar az miktarda ete karıştırılarak et dinlendirilmelidir.
-    Bir öğününüzde et tüketecekseniz diğer öğününüzü sebze yemeği gibi tencere yemekleri ile değiştirmelisiniz. Ya da her iki öğününüzde az miktarlarda et ve yanına sebze yemekleri ile zengin bir öğünde oluşturabilirsiniz.
-    Yemeklerinizde tamamlayıcı olması açısından pilav makarnayı değil, çorba ve yoğurdu tercih ediniz. Gün içinde yeteri kadar karbonhidrat tüketeceğiniz için öğünlerde sadece tam tahıllı ekmekler tüketmelisiniz. Pilav veya makarna sizi doyurmak yerine kısa sürede acıktıracaktır. Çok arzu ederseniz de 2-3 yemek kaşığını geçmeyecek şekilde tüketiniz.
-    Kurban bayramı ile beraber sakatat tüketimi de artar. Özellikle kalp hastalarının, hipertansiyonlu hastaların ve böbrek hastalarının sakatat tüketmesi sakıncalıdır.

BAYRAMDA KENDİNİZE VAKİT AYIRIN: AÇIK HAVADA YÜRÜYÜN
Gün içinde yapacağınız dinamik şekilde orta tempolu bir yürüyüş de metabolizmanızı hızlandırarak o gün aldığınız fazla kalorinin harcanmasında destek olacaktır. Ayrıca seratonin hormonunu salgılatarak sizi dinlenmiş ve daha mutlu edecektir. Size motivasyon sağlayarak fiziksel ve zihinsel sağlığa katkı sağlar.

YANINIZDA SU TAŞIYIN

Su her zaman olduğu gibi hep ihmal edilen asında vücuda yararı saymakla bitmeyecek bir içecektir. Bol bol su içmeniz sizin açlık duygunuzu da bastırarak sürekli bir şeyler yeme isteğini azaltır ve atıştırmaların önüne geçer. Yanınızda şişe su taşımak ve misafirlikte en az 2 bardak su içmek size kazanç sağlar. Günlük 10 bardak su alınmalıdır.

Yemekleri yerken iyi çiğnemeye özen gösteriniz. Küçük lokmalarla ve yavaş yavaş tüketmek sindirime destek olur.

Unutmayın bayramlar güzel duyguların paylaşılması gerektiği zamanlardır. Sağlıksız beslenme ile 4 günlük bayram tatilinde kendinize eziyet etmeyin. İkramlara doyumluk değil tadımlık bakmalısınız. Her şeyden yemek zorunda değilsiniz. Midenizin bayrama ihtiyacı yoktur.

habertürk

Bayramlaşırken Dikkat Etmeniz Gerekenler

Uzmanlar, hızla yayılma özelliğine sahip olan Pandemik A (H1N1) gribi salgını nedeniyle Kurban Bayramında el öpme, öpüşme ve tokalaşma alışkanlıklarından vazgeçilmesini öneriyor.

bayramlasma

Uzmanlar, hızla yayılma özelliğine sahip olan Pandemik A (H1N1) gribi salgını nedeniyle Kurban Bayramı ziyaretlerinde dikkatli olunması uyarısında bulunarak, ziyaretlerde öpüşme, tokalaşma, el öpme gibi alışkanlıklardan vazgeçilmesini önerdi.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilal Özcebe, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında ”domuz gribi” olarak bilinen Pandemik A (H1N1) gribinin mevsimsel gribe oranla çok hızlı yayıldığı için özellikle kapalı mekanların, hastalığın bulaşma riskini artırdığını bildirdi.

Bayramlarda ailenin bir arada bulunmasının çok önemli olduğunu, ziyaretlerin aile birliği, bireyler arası yakınlaşma ve dayanışmayı artırdığını anlatan Özcebe, bu yıl Kurban Bayramı’nın Pandemik A gribi salgının yaşandığı döneme geldiğine işaret etti. Özcebe, bu nedenle gribin bulaşma yollarından korunmak için bayramlaşmada sık kullanılan öpüşme ve sarılma gibi eylemlerden uzak durulması gerektiği uyarısında bulundu.

”HASTA KİŞİLERİN ZİYARETLERİNDE DİKKAT OLUNMALI”

Pandemik grip salgınının hızla yayıldığını, kayıtlara göre ölen kişi sayısının 100′ü geçtiğini ve çok sayıda kişinin de yoğun bakım servislerinde tedavi altında olduğunu belirten Özcebe, şunları kaydetti:

”Kalabalık ortamlarda hasta kişinin bulunması, hastalığın hızının daha da artmasına neden olacaktır.

Toplumda bebekler, küçük çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve yaşlılar genellikle evlerde oturmaktadır. Bu kişilerin sokak ve kalabalık ortamlarla olan etkileşimleri oldukça azdır. Hasta kişilerin yapacakları ziyaretler, toplumla fazla etkileşimi olmayan gruplar için risk oluşturacaktır. Bu nedenle, hasta bir kişi ziyarete geldiğinde daha dikkatli olunmalı.

Evde grip hastalığı şüphesi olan bir kişi, hastalığını yapacağı ziyaretler aracılığıyla çok fazla haneye taşıyabilir ve gribi bulaştırabilir.

Bu nedenle, hasta olan kişilerin bu yıl bayram ziyaretlerinin sınırlandırılmasında yarar vardır. Solunum yolundan atılan virüslerin, havaya ve eşyalara bulaşması ile çevredeki diğer kişilere bulaşan bu hastalığın yayılım hızının azaltılması için toplum olarak bu bayramda olabildiğince telefon gibi iletişim araçlarını kullanarak bayramlaşmayı tercih etmeliyiz.”

Özcebe, bayram ziyareti yapılmaması kabul edilemiyorsa ve mutlaka yapılacaksa da yakın temastan kaçınılması gerektiğini belirterek, ”Ziyaretler sırasında uzaktan selamlaşılmalı, öpüşme, tokalaşma, el öpme gibi alışkanlıklarımızdan bu sene vazgeçilmeli. Ziyaret sonrasında ev ortamı iyice havalandırılmalı, eller yıkanmalı. Ayrıca, hastalar bayramlaşmaya gitmemeli, evdeki kişi hasta ise odasından çıkmamalı” diye konuştu.

AA

Vücudunuzun Güçlü ve Sağlıklı Olması İçin Yapmanız Gerekenler

fitness-woman

Besinlerin, hayatımız için küçük fakat önemli rolleri bulunuyor. Sabah yapılan bir kahvaltı ile gün içindeki vücut direnci artırılabiliyor veya öğleden sonra alınan ara atıştırmaların kaliteli besinlerden oluşması (meyve, peynirli sandviç, süt veya kuru meyveler, ceviz, badem) akşam saatlerine kadar birikecek yorgunluğu önleyebiliyor.

Uzmanlar kış aylarında, özellikle lahanagiller, brokoli, mandalina, portakal, greyfurt, limon gibi kış sebze ve meyvelerin tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bayram Önerileri-Kurban Etini Hemen Yemeyin…

Kurban etlerinin kesildikten hemen sonra tüketilmemesi gerektiği belirtilerek, hemen yenilmemesi gerektiği uyarısı geldi.et-kurban-eti-pirzola

ÇUKUROVA Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Muhsin Akbaba, kurban etlerinin kesildikten hemen sonra tüketilmemesi gerektiğini belirterek, “Kurban etini hemen yemeyin” dedi.

Taze etin sert olduğunu, pişirmenin yanı sıra sindirimde de zorluk çıkardığını anlatan Prof.Dr. Muhsin Akbaba, özellikle mide ve bağırsak hastalığı olan kişilerin kurban etini hemen tüketmemelerini, buzdolabında birkaç gün dinlendirdikten sonra haşlama ve ızgara pişirerek yemesini tavsiye etti. Eti kızartma yönteminden uzak durulması gerektiğine de dikkat çeken Prof.Dr. Akbaba, çok yüksek ısıda uzun süre kızartma yöntemiyle pişirmenin kanserojen maddelerin oluşumuna neden olduğunu kaydetti. Bayram boyunca yağsız ya da az yağlı et tüketiminin tercih edilmesi gerektiğini de belirten Prof.Dr. Muhsin Akbaba, şunları söyledi:

“Fazla et tüketimi şişmanlık, yüksek tansiyon, kalp- damar, mide ve şeker hastalıklarına yol açabilir. Yağlı etlerde doymuş yağ ve kolesterol içeriği fazla olduğu için hastalanma riski daha fazladır. Ayrıca sakatat ve kuyruk yağının kan kolesterolünü doğrudan yükselttiği için fazla yenilmemesini tavsiye ediyorum. Etlerin sebzelerle birlikte pişirilip, tüketilmesi sağlıklı beslenme açısından önem taşıyor. Etin çok tüketildiği bayram günlerinde sebze ve meyvenin yeterince yenmemesi sindirim sorunlarına davetiye çıkarır.”

Kurban etinin korunması ve saklanmasının da insan sağlığı açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Akbaba, etlerin büyük parçalar yerine, birer yemeklik ayrılarak, buzdolabı poşetine veya yağlı kağıda sarılıp, derin dondurucuda saklanması gerektiğini söyledi. Etin kolay bozulabilen potansiyel riskli besinler arasında yer aldığını hatırlatan Prof.Dr. Muhsin Akbaba, “Etlerin dondurulduktan sonra tekrar çözülmesi bazı mikroorganizmaların üremesine neden olur ve sağlığı tehdit eder. Çözülen et hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır. Donmuş etin oda ısısında değil, buzdolabının alt bölümünde çözülmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.

Bayram önerileri

Prof.Dr. Muhsin Akbaba, Kurban Bayramı süresince sağlıklı beslenme açısından şu önerilerde bulundu:

* Mutlaka 3 öğün yemek yiyin. Güne mutlaka kahvaltı yaparak başlayın.
* Size sunulan ikramlardan küçük miktarlarda tüketin. İkram edilen hamur tatlıları ve çikolata yerine, sütlü tatlı ve meyveleri tercih edin.
* Ziyaretlerde açık çay tercih edin ve günde bir fincan kahveyi geçmeyin. Çay ve kahvenin aşırı tüketilmesi, uykusuzluk, mide rahatsızlıkları ve ritim bozukluklarına neden olabilir.
* Şekerleme ve tatlılardan mümkün olduğunca uzak durun.
* Kebap, kuzu şiş, pirzola gibi etleri yavaş ve düşük ısıda pişirin. Mutlaka yanında çoban salata veya taze nane, maydanoz tüketin. Kavurma, kızartma gibi yağlı etlerden uzak durun. Bol taze sebze ve kabuklu meyve tüketin.
* Etlerin yanına asitli, gazlı içecekler yerine, ayran, yoğurt, cacık tercih edin. Kalp sağlığınız ve kanserden korunmak için haftada iki kereden fazla kırmızı et tüketmemeye özen gösterin. Kurbanlığın sakatatı kolesterol ve fazla yağ içerdiğinden tüketilmesi önerilmemektedir.
* Günde 6- 7 su bardağı ılık su tüketin.
* Tatili değerlendirerek, bol fiziksel aktivite yapın.